ThinkTankFocus | Mayıs Bülteni
Düşünce kuruluşları neyi, nasıl ve niçin düşünür?
Mayıs 2025, önde gelen düşünce kuruluşlarının analizlerinde stratejik güvenliğin sınandığı, ekonomik bağımlılıkların sorgulandığı ve bölgesel kırılma noktalarının daha açık biçimde teşhis edildiği bir ay olarak öne çıktı. Hem büyük güçler arası rekabetin yapısal doğasına dair okumalar hem de orta ölçekli aktörlerin yeniden konumlanma çabaları, bu ayın analizlerini şekillendirdi. Kurumlar, yalnızca krizlerin tanısını koymakla kalmayıp, aynı zamanda alternatif politika mimarilerine dair öneriler geliştirmeye odaklandı.
Bu genel çerçevede dikkat çeken bir diğer unsur ise, birçok kurumun uzun süredir sınırlı biçimde ele aldığı PKK meselesine yeniden odaklanmasıydı. Örgütün fesih kararı üzerinden yürüyen tartışmalarda, özellikle Avrupa merkezli analizlerin büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti’ni sorumluluğa çağıran, hatta şüpheyi tek taraflı olarak Ankara’ya yönlendiren bir söylem ürettiği gözlemlendi. Bu yaklaşım, yalnızca hükümete yönelik eleştiriyle sınırlı kalmayıp, konunun derin ulusal güvenlik ve toplumsal boyutlarını büyük ölçüde dışlayan bir bakış açısını yansıtıyor. Dolayısıyla, bölgesel gerçekliği olan bir güvenlik meselesinin uluslararası düzlemde ele alınış biçimi, bazı analizlerde düşünce kuruluşlarının içsel önyargılarına ya da Avrupalı siyasi pozisyonların çelişkili doğasına işaret edebiliyor; oysa bu tür konuların daha nesnel, çok boyutlu ve bölgesel dinamiklere duyarlı biçimde değerlendirilmesi, analitik bütünlük açısından elzemdir.
Bu çerçevede, Mayıs ayı analizlerinde dört ana tematik yönelim öne çıkıyor:
Jeopolitik Rekabetin Alan ve Araçları Genişliyor: Uygulamalı teknoloji alanları (askeri yapay zekâ, uzay güvenliği, veri egemenliği) küresel güç mücadelelerinin yeni sahasına dönüşürken; klasik ittifaklar, beklenmedik kırılganlıklarla sınanıyor.
Stratejik Özerklik Arayışları Derinleşiyor: AB ve orta güç konumundaki ülkeler, hem ekonomik bağımlılıklardan kurtulma hem de savunma alanında kendi kapasitelerini oluşturma yönünde daha net irade ortaya koyuyor.
Küresel Güney ve Yeni Diplomatik Düzlemler: Afrika, Orta Asya, Güney Asya ve Körfez gibi bölgelerde hem Batı dışı aktörlerin nüfuzu hem de alternatif kalkınma ve güvenlik modelleri tartışılıyor. Bölgesel diyalog, Çin karşıtı bloklar ve kaynak diplomasi yeni dış politika araçlarına dönüşüyor.
Krizlerin Normatif Kapsayıcılığına Dair Kaygılar: Demokrasi, insan hakları, barış inşası ve etik dış politika konularında normatif boşluklar dikkat çekici biçimde öne çıkıyor. Bu durum, hem Batılı kurumların meşruiyetini hem de uluslararası normların geleceğini sorgulatıyor.
Her ay hazırlanan bu rehber, içeriklere doğrudan dalmadan önce uzmanlara ve karar vericilere genel yönelimleri kavrayabilecekleri stratejik bir gündem haritası sunar. Sol taraftaki fihrist aracılığıyla, okuyucular doğrudan ilgilendikleri düşünce kuruluşlarına hızlıca erişebilir ve ayrıntılı analizlere geçebilirler.
Atlantic Council
2024 honor roll of contributors
Atlantic Council’ın 2024 yılı katkı sağlayıcıları raporu, kurumun uluslararası ilişkiler ve politika yapımındaki etkisini sürdürmesi için finansal desteğin önemini vurguluyor. Bağışçıların çeşitliliği, özel sektör ve devlet desteklerinin stratejik dengesi, kuruluşun küresel etkinliklerini yürütmedeki kritik rolünü ortaya koyuyor. Bu rapor, Council’ın etki alanını genişletmek adına ekonomik kaynaklarını nasıl yönettiğinin ve küresel ortaklıklarını güçlendirerek uluslararası arenada oynadığı rolün sürdürülebilirliğini göstermesi açısından önem taşıyor.
Why Latin America and the Caribbean matter for OECD countries
Rapor, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinin OECD ülkeleri için ekonomik ve jeopolitik önemini öne çıkarıyor. Bölgenin enerji kaynakları, kritik mineraller ve ticari potansiyelinin yanı sıra Çin’in artan nüfuzu gibi küresel rekabet bağlamında önemini vurguluyor. Atlantic Council, bölge ile daha güçlü bağların OECD ülkeleri açısından stratejik bir zorunluluk olduğunu savunarak, batılı devletlerin jeopolitik rekabette avantaj sağlamak için Latin Amerika’ya yönelik daha aktif politikalar geliştirmesini öneriyor.
Beyond critical minerals: Capitalizing on the DRC’s vast opportunities
Bu analiz, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin (DRC) sadece kritik mineraller değil, altyapı, tarım ve yenilenebilir enerji gibi çeşitli alanlarda önemli potansiyellere sahip olduğunu belirtiyor. Rapor, batılı yatırımcıların ve devletlerin DRC’deki faaliyetlerini çeşitlendirmesinin stratejik önemine vurgu yaparken, Çin’in bölgedeki baskınlığını azaltmanın yollarını da ima ediyor. Atlantic Council, Afrika’ya yönelik batı stratejisini, mineraller ötesinde kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma fırsatlarını öne çıkararak genişletme çağrısı yapıyor.
The European Union Growth Plan for the Western Balkans: A reality test for EU enlargement
AB’nin Batı Balkanlar için hazırladığı büyüme planını değerlendiren bu rapor, bölgenin ekonomik ve siyasi entegrasyonunun AB’nin genişleme stratejisinin gerçekçi bir testi olduğunu ifade ediyor. Atlantic Council, bölge ülkelerinin ekonomik reform ve demokrasi konusundaki ilerlemesini dikkatle analiz ederek, AB’nin taahhütlerini yerine getirip getiremeyeceğini sorguluyor. Balkanların jeopolitik önemi, Rusya ve Çin’in artan etkisi bağlamında stratejik bir sınav olarak sunuluyor.
The United States’ role in managing the nuclear fuel cycle
Rapor, ABD’nin nükleer yakıt döngüsündeki liderlik rolünün azalmasının küresel güvenliğe etkilerini analiz ediyor. Atlantic Council, ABD’nin nükleer enerji piyasalarında kontrolü kaybetmesinin, özellikle Rusya ve Çin’in nükleer enerji alanındaki stratejik avantajlarını artırdığına işaret ediyor. ABD’nin bu alandaki etkisini yeniden kazanmasının, küresel nükleer silahlanma ve enerji güvenliği açısından kritik bir öncelik olduğu vurgulanıyor.
Doğu Asya’daki nükleer tehditlerin artan karmaşıklığını vurgulayan rapor, Kuzey Kore’nin yanı sıra Çin’in de bölgedeki nükleer gerilimi yükseltici rolüne dikkat çekiyor. Guardian Tiger tatbikatlarıyla ortaya konan sonuçlar, bölge güvenliğinin hızla kötüleştiğini ve ABD ile müttefiklerinin bu tehditlere karşı daha koordineli ve güçlü bir yanıt geliştirmesi gerektiğini gösteriyor. Bu durumun stratejik etkileri, küresel nükleer dengenin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.
Saudi-Israeli normalization is still possible—if the United States plays it smart
Atlantic Council, Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki normalleşme sürecinin ABD’nin stratejik yaklaşımına bağlı olduğunu vurguluyor. Washington’ın bölgedeki çıkarlarını yeniden tanımlayarak iki ülkeyi bir araya getirmede kritik bir rol üstlenebileceği belirtiliyor. Bu normalleşme süreci, Ortadoğu’daki jeopolitik dengeyi dönüştürebilir ve İran’ın bölgedeki etkisini sınırlayabilir. ABD’nin akıllı diplomasi ile süreci şekillendirme ihtiyacı, bölgenin geleceği açısından merkezi öneme sahip.
Annual report 2024/2025: The Atlantic Council’s greatest hits of 2024
Rapor, Atlantic Council’ın 2024 yılında en çok ses getiren etkinliklerini ve stratejik başarılarını özetliyor. Ukrayna, Çin’in küresel yükselişi, enerji güvenliği ve teknolojik dönüşüm gibi kritik meselelerde etkin rol aldığı belirtiliyor. Bu başarılar, kurumun uluslararası politika alanında güçlü bir ses olarak kabul edildiğini ve küresel sorunların çözümünde önemli bir aktör olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Annual Report 2024/2025: How the Atlantic Council’s programs shaped the global future in 2024
Bu raporda Atlantic Council’ın programları aracılığıyla uluslararası politikalara somut etkileri vurgulanıyor. Programların odağı olan dijital dönüşüm, jeopolitik rekabet, sürdürülebilir enerji politikaları ve demokratik direncin artırılması gibi konulardaki etkiler analiz ediliyor. Council’ın stratejik girişimlerinin, politika yapıcıların karar süreçlerine doğrudan etki ederek küresel geleceği şekillendirdiği savunuluyor.
Atlantic Council Mayıs Odak Noktası:
Atlantic Council, Mayıs 2025’te jeopolitik rekabette stratejik konumlanma ve enerji güvenliği gibi temaları merkezine aldı. Özellikle Batı’nın küresel güç rekabetindeki pozisyonunu güçlendirme, nükleer enerji ve Doğu Asya’daki güvenlik tehditlerine yönelik yeni stratejik yaklaşımlar vurgulandı. Bölgesel kalkınma ve küresel entegrasyonun siyasi sınamaları da kritik şekilde değerlendirildi.
Brookings Institution
A new US-Africa blueprint for Trump amid China’s rise
Brookings, ABD’nin Afrika stratejisinin Çin’in bölgedeki ekonomik ve siyasi nüfuzunu dengelemek için kapsamlı biçimde yeniden ele alınması gerektiğini vurguluyor. Trump yönetimine önerilen plan, klasik yardım ve güvenlik paradigmalarından uzaklaşıp ekonomik işbirliği, teknoloji transferleri ve özel sektör yatırımlarını önceleyen bir yaklaşımı savunuyor. Kurum, Afrika’nın küresel rekabette bir “jeopolitik sahne” olduğunu ve Çin ile rekabetin stratejik mantıkla yönlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
The Transatlantic Bridge: Igor Blaževič on the countries that will fill the democracy gap
Brookings, Igor Blaževič’in değerlendirmeleri üzerinden, Batı’daki demokrasi krizinin yeni yükselen demokratik aktörlerce nasıl doldurulabileceğini inceliyor. Avrupa ve ABD’deki iç demokratik zayıflamalara karşı, Çekya, Slovakya, Tayvan gibi ülkelerin demokrasiye bağlılıklarıyla yeni transatlantik köprüler oluşturabileceği belirtiliyor. Rapor, bu ülkelerin demokratik direncinin küresel demokratik düzeni yeniden şekillendirme potansiyeline sahip olduğunun altını çiziyor.
Are America’s alliances a source of strength or a burden as it competes with China?
Brookings, ABD’nin Çin ile küresel rekabetinde ittifaklarının ikili rolünü analiz ediyor. İttifaklar, ABD’ye Çin karşısında stratejik avantaj sağlarken, aynı zamanda kaynaklarını tüketen karmaşık sorumluluklar doğuruyor. Rapor, ittifakların doğru yönetilmesi halinde ABD’nin Çin’e karşı stratejik üstünlüğünü güçlendireceğini, yanlış yönetim durumundaysa diplomatik ve ekonomik yüklerin artacağını öne sürüyor.
Lessons for the next India-Pakistan war
Brookings, Hindistan-Pakistan arasındaki potansiyel çatışmaların gelecekte bölgesel ve küresel güvenlik için ciddi riskler oluşturduğunu vurguluyor. 2019’daki krizden alınan dersler temelinde, iki ülkenin kriz yönetimindeki zaafları ve nükleer tırmanış riskleri analiz ediliyor. Hindistan ve Pakistan’ın kriz dönemlerinde iletişimi ve uluslararası aktörlerin kriz diplomasisini güçlendirme ihtiyacına dikkat çekiliyor.
Is America ready for an era of space warfare?
Rapor, ABD’nin uzay savaşı tehdidine karşı stratejik hazırlığını sorguluyor. Çin ve Rusya’nın uzay yeteneklerinin artmasıyla birlikte ABD’nin savunma politikalarında uzay güvenliğine dair derin stratejik dönüşümün kaçınılmaz olduğu belirtiliyor. Brookings, ABD’nin uzay alanında rekabet üstünlüğünü sürdürmesi için inovasyon, hukuki altyapı ve uluslararası işbirlikleri konusunda acil aksiyon gerektiğini ifade ediyor.
Brookings Institution Mayıs Odak Noktası:
Brookings, Mayıs 2025’te küresel rekabet ve güvenlik tehditlerini ön plana çıkardı. ABD’nin Çin’e karşı stratejik konumlanması, ittifakların etkin yönetimi, demokratik direncin küresel krizlere karşı rolü ve uzay güvenliğindeki yeni meydan okumalar ana odaklarıydı. Kurum, ABD’nin ve Batı’nın küresel jeopolitik ve güvenlik mimarisindeki zayıflıklarını tanımlayıp, bu zayıflıklara yanıt verecek stratejik dönüşümleri önerdi.
Bruegel
India–China rapprochement: what are the long‑term prospects?
Bu analiz, Hindistan ile Çin arasındaki yakınlaşmanın kalıcı mı geçici mi olduğu sorusunu stratejik bir mercekten inceliyor. Yeni dış politika adımları, sınır gerilimlerine rağmen ekonomik- jeopolitik zemini yumuşatıyor. Bruegel, bu yaklaşımın Asya’daki güç dengelerinde potansiyel şoklar yaratabileceğini açıkladı. Bu yakınlaşmanın küresel tedarik zincirlerine ve büyük güç rekabetine nasıl yansıdığı önemli. Kurum, ilişkilerin güven derinliği ve kurumsallaşma eğiliminin geleceği belirleyeceğini vurguluyor. Analiz, Hindistan’ın stratejik özerkliğini güçlendirme arayışıyla uyumlu bir yorum sunuyor.
EU–China Economic Relations to 2025. Building a Common Future
Bruegel, Avrupa Birliği ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin 2025’e kadar nasıl şekilleneceğini analitik bir çerçevede ele alıyor. Teknoloji alanı yatırımları, tedarik zincirlerinin güvenliği ve stratejik strateji ekseni üzerinde yoğunlaşarak, AB’nin Çin ile rekabet ve işbirliği arasında ince bir sınırda yürüdüğünü vurguluyor. Avrupa iç reformlarının hızı, taşıyıcı altyapı ve teknoloji tabanlı asimetrik güç dengelerinin oluşturacağı yeni rekabet ortamı ön planda tutuluyor.
Lessons for the European Central Bank from the 2021–2023 inflationary episode
ECB’nin 2021–2023 enflasyon dalgasından çıkarken elde ettiği deneyimlerin altını çizen bu çalışma, parasal politikanın ne ölçüde esnek ve güçlü olması gerektiğini tartışıyor. Bruegel, ileriye yönelik stratejik belirsizliklere karşı senaryo temelli iletişim, QE ve faiz düzenlemesi gibi araçların niceliksel bir netlik kazandırılmasını öneriyor. Ayrıca, para ve maliye politikalarının koordinasyonu ile merkez bankalarının belirsizlik dönemlerine karşı “dirençli strateji çerçevesi” oluşturmasının önemine dikkat çekiyor.
Bruegel Mayıs 2025 Odak Noktası:
Bruegel bu ay Asya’daki büyük güç dengesini, Avrupa’dan Çin’e uzanan stratejik Ar-Ge, tedarik ve para politikası koordinasyonunu merkezine aldı. Hem Çin–Hindistan yakınlaşmasının uzun vadeli jeopolitik yansımalarını hem de AB ve ECB’nin stratejik ekonomik-para alanlarındaki dönüşüm ekseninde yeniden düşünülmesi gerektiğini net şekilde öne koydu. Kurum, jeopolitik güvenlik, stratejik teknoloji ve makroekonomik esneklik gibi kritik alanları bir arada kurgulayarak “hem düşünce hem tasarım” ağırlıklı bir çerçeve çizdi.
Carnegie Endowment for International Peace
Carnegie, Kosova’nın siyasi ve ekonomik gelişimindeki kronik durağanlığı aşmanın önemini vurguluyor. Rapor, Kosova’nın uluslararası aktörlerden daha kararlı destek ve iç siyasi reforma ihtiyacı olduğunu ifade ederek, bölgedeki istikrarsızlığın AB’nin genişleme stratejisini doğrudan etkilediğini belirtiyor. Kosova’daki mevcut durumu değiştirecek kapsamlı siyasi iradenin kritik olduğunu savunuyor.
The Future of Cryptocurrency in the Gulf Cooperation Council Countries
Körfez ülkelerindeki kripto para kullanımının ekonomik reform ve küresel finansal entegrasyon bağlamında önemini değerlendiren Carnegie, bölge ülkelerinin kriptoyu finansal inovasyonun stratejik bir parçası olarak benimsemesinin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Ancak düzenleyici altyapının önemini ve risk yönetimini kritik noktalar olarak sunuyor.
The EU’s AI Power Play: Between Deregulation and Innovation
Carnegie, AB’nin yapay zekâ alanındaki politika ikilemini inceleyerek deregülasyon ile inovasyon arasındaki dengeyi sorguluyor. Rapora göre AB, rekabetçi kalmak ve dijital egemenliği korumak için yapay zekâ politikalarında daha pragmatik ve esnek olmalı; aksi halde ABD ve Çin karşısında stratejik zemin kaybedebilir.
The Second Republic: Remaking Egypt Under Abdel-Fattah el-Sisi
Carnegie, Sisi yönetimindeki Mısır’ın “ikinci cumhuriyet” olarak nitelenen dönüşümünü siyasi ve ekonomik boyutlarıyla analiz ediyor. Raporda ekonomik büyümenin otoriterleşme ve siyasi kısıtlamalarla paralel ilerlediği, bunun ise uzun vadeli sürdürülebilirlik açısından risk oluşturduğu belirtiliyor.
Three Requisites for Syria’s Reconstruction Process
Suriye’nin yeniden inşası için üç temel gereklilik (şeffaflık, siyasi geçiş süreci ve uluslararası uzlaşı) tanımlayan rapor, ekonomik kalkınmanın tek başına yeterli olmadığını savunuyor. Carnegie, Esad rejiminin siyasi meşruiyet sorununu çözmeden gerçekçi bir yeniden yapılanmanın mümkün olmadığını ifade ediyor.
Memorandum on Reducing the Risk of U.S.-China Conflict in Maritime East Asia
ABD-Çin arasındaki Doğu Asya deniz alanındaki çatışma risklerini azaltmak için pratik öneriler sunan Carnegie, iki ülke arasında daha etkili iletişim kanalları ve kriz yönetim mekanizmalarının gerekliliğini vurguluyor. Bu tür önlemler olmadan gerilimin kontrolden çıkma riskinin yüksek olduğu belirtiliyor.
The Irresistible Plan Europeans Can Offer Trump to Save NATO
Carnegie, Trump’ın NATO’ya yönelik eleştirilerini karşılayabilecek, Avrupa’nın savunma harcamalarını artırmasına odaklanan stratejik bir öneri sunuyor. Rapor, bu yaklaşımın NATO’yu kurtarmanın yanı sıra transatlantik ilişkileri güçlendireceğini savunuyor.
Why the EU Needs Turkey in the South Caucasus
Raporda AB’nin Güney Kafkasya’daki çıkarları için Türkiye’nin stratejik ortaklığının kaçınılmaz olduğu ifade ediliyor. Türkiye’nin bölgede jeopolitik olarak önemli bir denge unsuru olduğu ve Avrupa için güvenlik ve enerji politikalarında kritik rol oynadığı vurgulanıyor.
Avrupa ülkelerinin Ortadoğu politikalarında daha aktif ve bağımsız bir pozisyona geçtiğini ifade eden Carnegie, bu dönüşümün ABD politikalarındaki belirsizlikten kaynaklandığını ve Avrupa’nın jeopolitik uyanışının bölgesel güvenliği şekillendirebileceğini öne sürüyor.
Montenegro’s Gulf Deal: A Strategic Lesson for the EU
Karadağ’ın Körfez ülkeleriyle yaptığı anlaşmanın AB için stratejik bir uyarı niteliği taşıdığını belirten Carnegie, AB’nin dış ekonomik ilişkilerinde stratejik vizyon eksikliğini eleştiriyor. AB’nin bölgesel yatırımları jeopolitik bağlamda yeniden değerlendirmesi gerektiği ifade ediliyor.
The Hope and Skepticism Around the PKK’s Historic Move to Disarm
PKK’nın silahsızlanma kararını analiz eden rapor, bu gelişmenin Türkiye’de ve bölgedeki barış için potansiyelini vurgularken, sürecin sürdürülebilirliği konusunda derin kuşkular olduğunu da dile getiriyor.
Taking the Pulse: Should the EU Suspend its Association Agreement With Israel?
Carnegie, İsrail’le AB arasındaki ortaklık anlaşmasının askıya alınıp alınmaması üzerine AB içindeki siyasi tartışmaları ele alıyor ve bu durumun Avrupa’nın Ortadoğu politikasında etik ve stratejik yönelimini belirleyeceğini belirtiyor.
Carnegie Mayıs 2025 Odak Noktası:
Carnegie, Mayıs 2025’te stratejik dönüşümler ve jeopolitik riskleri önceliklendirdi. Avrupa’nın güvenlik politikalarındaki dönüşüm, Ortadoğu’daki yeni güç dengeleri ve ABD-Çin geriliminin yönetimi gibi temalarda derin ve nüanslı analizler sundu. Özellikle AB’nin dış politika araçlarının etkinliğini sorgulayarak, bölgesel ve küresel aktörlerin stratejik tercihlerinin jeopolitik sonuçlarını ayrıntılı biçimde değerlendirdi.
Chatham House
Trump’s Golden Dome plan threatens to fuel a new arms race
Chatham House, Trump’ın Orta Doğu’daki “Golden Dome” savunma planının bölgede yeni bir silahlanma yarışını tetikleme riskine dikkat çekiyor. Bu girişim İsrail ve Suudi Arabistan arasında stratejik bir ittifakın altyapısını güçlendirmeyi amaçlarken, İran ve bölgedeki diğer güçlerin tepkisel silahlanmasına neden olabilir. Raporda, ABD’nin stratejik hamlelerinin bölgesel güvenlik dinamiklerinde öngörülemeyen sonuçlara yol açabileceği vurgulanıyor.
Gaza: War, hunger and politics
Gazze’de yaşanan insani krizin siyasi bağlamını analiz eden rapor, bölgedeki çatışmaların sadece askeri değil, ekonomik ve siyasi açmazların sonucu olduğunu belirtiyor. Chatham House, uluslararası toplumun müdahalesinin insani yardımın ötesinde siyasi çözümler geliştirmesi gerektiğini ifade ederek, Filistin sorunundaki kilitlenmişliği kıracak yeni politik perspektiflerin önemini vurguluyor.
The dissolution of the PKK could transform Turkey’s domestic politics and foreign policy
PKK’nın silahsızlanma ve dağılma kararının Türkiye’nin iç siyasetine ve dış politikasına olası etkilerini derinlemesine değerlendiren Chatham House, bu gelişmenin Kürt meselesinde yeni bir sayfa açabileceğini söylüyor. Ancak, rapor bu kararın hayata geçmesi ve bölgesel barışa gerçekçi bir katkı sağlaması için hükümetin atacağı adımların belirleyici olduğunu ifade ediyor.
The meeting of al-Sharaa and Trump has shifted the balance of power in the Middle East
Suriyeli yetkili Ahmed el-Şara’nın Trump’la görüşmesinin bölgesel güç dengelerini nasıl değiştirdiğini ele alan Chatham House, bu diplomatik açılımın Suriye rejimi ve ABD arasındaki ilişkileri yeniden şekillendirebileceğini öne sürüyor. Bölgesel aktörlerin bu durumdan doğacak yeni jeopolitik hesaplamalara uyum sağlaması gerektiği belirtiliyor.
No honeymoon for Merz as the new German government already faces domestic constraints
Friedrich Merz liderliğindeki yeni Alman hükümetinin iç siyasi kısıtlamalar nedeniyle başlangıçtan itibaren büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Chatham House, hükümetin hem ekonomik hem de sosyal politikalar alanında güçlü reformlar yapmakta zorlanacağını belirtiyor. Avrupa’nın ekonomik istikrarı açısından Almanya’daki bu iç siyasi gerilimin etkileri özellikle önemli görülüyor.
Securing the space-based assets of NATO members from cyberattacks
Chatham House, NATO’nun uzay tabanlı varlıklarının siber saldırılara karşı korunmasının kritik olduğunu ifade ediyor. Rusya ve Çin’in artan uzay kabiliyetleriyle birlikte, NATO üyelerinin koordineli siber savunma stratejileri geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Raporda, NATO’nun uzay güvenliğinin ittifakın genel stratejik güvenliği açısından artan önemine dikkat çekiliyor.
The UK’s last-minute takeover of British Steel exposes its reactive approach to economic security
Birleşik Krallık hükümetinin British Steel’i son dakika hamlesiyle devralması üzerinden ekonomik güvenlik politikalarının reaktif ve stratejik olmayan yönünü eleştiren Chatham House, uzun vadeli bir ekonomik güvenlik politikasına duyulan ihtiyacı vurguluyor. Özellikle küresel rekabet ortamında, İngiltere’nin daha proaktif ve stratejik planlamaya geçmesi gerektiği ifade ediliyor.
Chatham House Mayıs Odak Noktası:
Chatham House bu ay, Orta Doğu’daki bölgesel güvenlik dinamikleri, büyük güçlerin stratejik hamlelerinin beklenmedik etkileri ve NATO ile Batı’nın uzay ve ekonomik güvenlikteki açıklarını temel aldı. Kurum, özellikle Türkiye’deki Kürt meselesi, Almanya’nın iç siyasetindeki kırılganlıklar ve İngiltere’nin ekonomik güvenlik politikaları gibi spesifik durumların bölgesel ve küresel düzlemdeki daha geniş etkilerini analitik biçimde değerlendirdi.
CIDOB (Barcelona Centre for International Affairs)
Ortadoğu’daki barış süreçleri, yalnızca güvenlik paradigması değil; adalet, toplumsal kapsayıcılık ve yerel meşruiyetle desteklenmediği sürece başarısızlığa mahkûm. CIDOB, bölge dışı aktörlerin müdahaleci tutumlarını eleştirirken, çatışmaların sürdürülebilir çözümü için bölgesel diyaloğun güçlendirilmesini savunuyor. Bu yaklaşım, barışı sadece “silahların susması” olarak değil, yeni bir siyasal düzen inşası olarak kurguluyor.
EU-Israel agreement review: saving face without changing position
AB’nin İsrail’le Ortaklık Anlaşması’nı gözden geçirme süreci, içerikten çok sembolizme dayanıyor. CIDOB, Brüksel’in insan hakları ihlalleri karşısında söylemsel pozisyonunu koruduğunu, ancak politik-pratik düzeyde hiçbir anlamlı değişim yaratmadığını gösteriyor. Bu durum, AB’nin dış politikasındaki normatif ikiyüzlülük eleştirilerini güçlendiriyor.
Las relaciones Unión Europea-China: del economicismo a la securitización
AB-Çin ilişkileri ekonomik fayda merkezli yaklaşımdan güvenlik odaklı bir çerçeveye kayıyor. CIDOB, Brüksel’in artık teknoloji, altyapı ve veri güvenliği gibi alanlarda stratejik rekabetçi reflekslerle hareket ettiğini savunuyor. Bu dönüşüm, AB’nin Çin’e yönelik daha kontrollü, risk analizine dayalı bir strateji geliştirdiğini ortaya koyuyor.
The impact of the Global South on the international system
Küresel Güney, uluslararası sistemi yeniden şekillendiren özerk bir küme olarak yükseliyor. CIDOB, bu bölgelerin artık yalnızca kalkınma nesnesi değil; norm üreticisi ve sistem kurucu potansiyele sahip olduğunu belirtiyor. Çok kutuplu dünya düzeninde, Küresel Güney’in siyasi ajandaları artık göz ardı edilemez.
The UK-EU reset is welcome but just a beginning
Londra ile Brüksel arasında son dönemde görülen diplomatik yumuşama, yapısal sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. CIDOB, özellikle dış politika, savunma işbirliği ve ticaret alanlarında hâlâ ciddi güven eksikliği olduğunu belirtiyor. Mevcut süreç, bir normalleşme başlangıcı olsa da gerçek bir “reset” için daha derin reformlara ihtiyaç var.
Yeni bir Kürt barış süreci ihtimali, iç siyasi hesaplar kadar dış baskılarla da şekilleniyor. CIDOB, muhalefet içindeki dengelerin ve bölgesel gelişmelerin bu süreci belirleyici kıldığını; ancak Kürt meselesinin kalıcı çözümünün ancak kurumsal reform ve toplumsal mutabakatla mümkün olduğunu savunuyor.
Green Soft Power: China’s New Strategy in Europe
Çin, çevreci kalkınma ve yeşil teknoloji yatırımlarını Avrupa’daki “yumuşak güç” stratejisinin merkezine yerleştiriyor. CIDOB, Çin’in çevre politikalarını jeopolitik nüfuz alanı genişletme aracı olarak kullandığını ve AB’nin buna karşı kendi stratejik anlatısını oluşturmakta geç kaldığını öne sürüyor.
A farewell to human security in EU policy thinking?
AB dış politikasında “insani güvenlik” yaklaşımı yerini yeniden sert güç ve sınır odaklı güvenlik politikalarına bırakıyor. CIDOB, bu dönüşümün AB’nin küresel kimliğini aşındırdığını ve normatif liderlik iddiasının içinin boşaldığını belirtiyor. Bu, özellikle Göç, Afrika politikası ve kriz yönetimi alanlarında daha belirgin hale geliyor.
CIDOB Mayıs Odak Noktası:
CIDOB bu ay, Avrupa’nın dış politikasındaki normatif krizleri, Çin’in yumuşak güç stratejilerini ve Türkiye başta olmak üzere bölgesel aktörlerin iç-dış siyaset etkileşimlerini ön plana çıkardı. Kurum, hem AB’nin normatif meşruiyetini korumakta zorlandığını hem de küresel sistemin yeni güç dinamiklerine yanıt vermekte geç kaldığını açık biçimde gösterdi. Türkiye’nin ‘Kürt meselesi’, Çin’in yeşil diplomasisi ve Ortadoğu barışı gibi dosyalar üzerinden sistemik analizlerle küresel düşünce eksenini sorguladı.
Clingendael Institute
Saudi and Emirati Engagement in Iraq
Suudi Arabistan ve BAE’nin Irak’a yönelik angajmanı, İran’ın etkisini dengeleme stratejisinin yanı sıra enerji, tarım ve altyapı alanlarında ekonomik nüfuz kurma hedefi taşıyor. Clingendael, bu yaklaşımın kısa vadeli ekonomik faydaların ötesinde, uzun vadeli siyasi ve mezhepsel dengeleri şekillendirme potansiyeli taşıdığına dikkat çekiyor. Ancak yerel aktörlerin bu müdahaleye duyduğu güvensizlik, sürecin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.
The Recovery and Resilience Facility: Success Model or Democratic Deficiency?
AB’nin ekonomik toparlanma planı olan Recovery and Resilience Facility (RRF), hızlı ve etkili kriz yanıtı üretse de Clingendael, karar alma süreçlerinde demokratik denetim eksikliğine işaret ediyor. Özellikle bütçe kontrolü ve ulusal meclislerin süreç dışı bırakılması, AB içinde merkeziyetçiliğin artışına ve demokratik meşruiyetin zayıflamasına neden olabilir. Bu yapı uzun vadede Avrupa projesine olan toplumsal güveni aşındırma riski taşıyor.
The BRICS and the Emerging Order of Multipolarity
BRICS ülkeleri, Batı-dışı bir küresel düzen arayışında normatif alternatifler üretme kapasitesini artırıyor. Clingendael, ekonomik işbirliği kadar finansal altyapılar (örneğin rezerv para alternatifleri) ve diplomatik formatlar üzerinden sistemsel meydan okumanın derinleştiğini belirtiyor. Ancak blok içi heterojenlik ve stratejik uyumsuzluklar bu meydan okumanın istikrarsız karakterini sürdürüyor.
Defending Europe’s Skies: Challenges and Prospects
Avrupa hava savunması, NATO’ya bağımlılık ile stratejik özerklik arasında sıkışmış durumda. Clingendael, füze ve hava savunma sistemlerindeki entegrasyon eksikliği, maliyet paylaşımı ve siyasi uyumsuzlukların Avrupa’nın güvenlik mimarisini zayıflattığını belirtiyor. Ortak hava savunma kapasitesinin artırılması sadece teknik değil, siyasi bir irade sorunu olarak ele alınıyor.
Dealing with Authoritarian Security Providers
Avrupa ülkelerinin otoriter rejimlerle (örneğin Mısır, BAE) güvenlik işbirliklerini artırması, kısa vadeli istikrar sağlarken uzun vadede demokratik değerler ve dış politika tutarlılığı açısından çelişki yaratıyor. Clingendael, bu ilişkilerin “sessiz meşrulaştırma” etkisi yarattığını ve AB’nin normatif dış politikasının altını oyduğunu savunuyor.
Misery Loves Company: Iraq and Iran’s Electricity and Gas Dependencies
İran ve Irak’ın enerji sistemlerindeki yapısal bağımlılık ilişkileri, sadece teknik değil, siyasi kırılganlıklar da üretiyor. Clingendael, bu enerji işbirliğinin her iki ülke için de sürdürülebilirlikten uzak olduğunu ve dış müdahalelere açık bir güvenlik açığı yarattığını belirtiyor. Enerji bağımlılığı, ulusal egemenliğin stratejik zayıf noktası haline gelmiş durumda.
Clingendael Mayıs Odak Noktası:
Clingendael, bu ay jeopolitik güç dengelerinin yeniden oluşumu, Avrupa’nın kurumsal kırılganlıkları ve enerji-güvenlik ilişkilerinin yapısal risklerine odaklandı. AB içindeki demokratik açığın giderek sistemik hale gelmesi, BRICS’in alternatif güç merkezi olarak yükselmesi ve Avrupa’nın hava savunmasındaki zafiyetler güçlü şekilde analiz edildi. Aynı zamanda Ortadoğu’daki otoriter aktörlerle kurulan işbirliklerin etik ve stratejik maliyetleri detaylı şekilde sorgulandı. Kurum, uzun vadeli yapısal dönüşümlere dair soğukkanlı ve eleştirel bir bakış sundu.
Council on Foreign Relations (CFR) & Foreign Affairs
What Is the Defense Production Act?
CFR, ABD’nin stratejik güvenliği için kritik olan Savunma Üretim Yasası’nın önemini ve uygulama alanlarını netleştiriyor. Bu yasa ABD’nin savunma kapasitesini hızlandırma ve stratejik sektörlerde üretimi artırma gücünü ifade ediyor. Özellikle Çin ve Rusya gibi rakip devletlerle ekonomik rekabetin arttığı bu dönemde yasa, ABD’nin ekonomik güvenliğinin korunmasında merkezi konumda bulunuyor.
Three Years of War in Ukraine: Are Sanctions Against Russia Making a Difference?
Rusya’ya uygulanan yaptırımların etkisini inceleyen CFR, ekonomik baskıların Kremlin’i zayıflattığını ancak stratejik bir dönüşümü henüz sağlamadığını belirtiyor. Yaptırımların Rus ekonomisini yavaşlatmasına rağmen siyasi hedeflerin gerçekleşmediği vurgulanarak, yaptırımların etkisinin artırılması için Batı’nın ekonomik araçlarını daha sofistike hale getirmesi gerektiği ifade ediliyor.
Reimagining U.S. Economic Statecraft
CFR raporu, ABD’nin ekonomik diplomasi araçlarını yeniden tasarlaması gerektiğini savunuyor. Bu rapor, Çin’in yükselişi karşısında ABD’nin ekonomik nüfuzunu artırmak için ticari anlaşmalar, yatırım stratejileri ve teknoloji işbirlikleri gibi alanlarda daha aktif ve stratejik olması gerektiğine dikkat çekiyor.
The End of Erdogan: How the Turkish Leader Has Engineered His Own Undoing
Foreign Affairs, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın döneminin son aşamalarına geldiğini ve bunun siyasi ve ekonomik politikalarındaki hataların sonucu olduğunu iddia ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözde otoriterleşme eğilimi ve ekonomik yönetimindeki sorunların Türkiye’nin iç ve dış politikasında uzun vadeli istikrarsızlık yarattığı ifade ediliyor.
What Europe Needs to Lead: American Self-Sabotage Calls for European Self-Help
ABD’nin iç siyasi krizleri ve stratejik belirsizliklerinin Avrupa’yı kendi güvenlik ve ekonomik politikalarında daha bağımsız hareket etmeye zorladığını belirten rapor, Avrupa’nın savunma ve stratejik liderlik konusunda kendi kaderini tayin etmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.
Suriye’nin yeniden yapılanmasının karşı karşıya olduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal zorlukları inceleyen Foreign Affairs, Esad rejiminin mevcut politikaları ve uluslararası toplumun bölünmüşlüğü nedeniyle gerçekçi bir yeniden inşanın mümkün olmadığını ifade ediyor. Rapor, sürdürülebilir yeniden yapılanmanın ancak siyasi çözümle mümkün olacağını belirtiyor.
Foreign Affairs, Türkiye’nin Orta Doğu ve küresel sahnede orta güç olarak konumlanmasının hem avantajlarını hem de zorluklarını analiz ediyor. Türkiye’nin aktif diplomatik ve askeri kapasitesine rağmen, stratejik tutarlılık eksikliği ve ekonomik kısıtlamaların ülkenin bölgesel etkisini sınırladığını belirtiyor.
What Germany’s Economy Really Needs: Merz’s Plans for Rearmament and Austerity Won’t Work
Foreign Affairs, Almanya’nın ekonomik toparlanması için savunma harcamaları ve kemer sıkma politikalarının yanlış tercih olduğunu savunuyor. Rapora göre Almanya’nın ekonomik büyümesi ve istikrarı için yenilikçi yatırımlar ve ekonomik genişleme stratejileri gerekli.
Ian Bremmer: The Frightening Fusion of Tech Power and State Power
Ian Bremmer, teknolojik gücün devlet otoritesiyle birleşiminin yarattığı küresel riskleri analiz ediyor. Bu birleşimin özellikle otoriter rejimlerin elinde demokratik kurumlara ve küresel özgürlüklere ciddi tehdit oluşturduğunu vurguluyor.
Foreign Affairs, Avrupa’nın ABD’nin dış politika belirsizliklerine rağmen kendi stratejik yeniden yapılanmasını nasıl gerçekleştirebileceğini tartışıyor. Avrupa’nın güçlü ekonomik ve savunma işbirlikleriyle ABD’ye bağımlılığını azaltarak stratejik özerkliğini kazanabileceği ifade ediliyor.
America’s Most Dangerous Dependence
ABD’nin kritik teknolojiler ve ham madde kaynaklarında Çin’e olan bağımlılığının stratejik risklerini vurgulayan Foreign Affairs, bu bağımlılığın ekonomik güvenlik ve ulusal egemenlik için ciddi tehdit oluşturduğunu belirtiyor.
China Is Still Winning the Battle for 5G—and 6G
Foreign Affairs, Çin’in 5G ve 6G teknolojilerindeki üstünlüğünün ABD için stratejik ve ekonomik riskler yarattığını belirterek, ABD’nin Huawei gibi Çinli teknoloji devlerine karşı daha kararlı bir rekabet stratejisi izlemesi gerektiğini ifade ediyor.
CFR ve Foreign Affairs Mayıs Odak Noktası:
CFR ve Foreign Affairs, Mayıs 2025’te ABD’nin ekonomik ve stratejik güvenliği, küresel teknolojik rekabet ve jeopolitik bağımlılıklar üzerine yoğunlaştı. Özellikle ABD’nin ekonomik diplomasisini yeniden yapılandırması, Rusya’ya yönelik yaptırımların etkisi ve Avrupa’nın artan stratejik özerklik ihtiyacına dikkat çekildi. Çin ile teknolojik rekabet, Türkiye’nin siyasi dönüşümleri ve Avrupa’nın kendi kaderini belirleme çabaları analizlerin temelini oluşturdu. Bu odaklanma, stratejik bağımsızlık ve jeopolitik dayanıklılık konularının önemini öne çıkardı.
International Crisis Group
Asia in Flux: The U.S., China and the Search for a New Equilibrium
ABD ve Çin arasındaki rekabet, askeri cepheleşmeden ziyade diplomatik ve ekonomik alanlarda bir istikrarsızlık döngüsüne evrilmiş durumda. Crisis Group, tarafların kriz yönetimi mekanizmalarını kurumsallaştırmakta başarısız olduğunu; bu nedenle Doğu Asya’da küçük gerilimlerin büyük stratejik çöküşlere yol açabileceğini vurguluyor. Tayvan ve Güney Çin Denizi’ne dair statü konularında herhangi bir çözüm vizyonunun henüz ufukta olmadığına dikkat çekiliyor.
Gazze’deki kıtlık riski, sadece insani değil, siyasi bir çıkmazın sonucu olarak değerlendiriliyor. Crisis Group, İsrail’in kuşatma politikaları ve yardım geçişlerindeki kasıtlı yavaşlamaların krizi derinleştirdiğini, Filistinli grupların da sivil altyapının korunmasına yeterince öncelik vermediğini ifade ediyor. Sürdürülebilir çözüm için hem insani koridorların güvence altına alınması hem de siyasi statü meselesinde uluslararası baskının artırılması gerektiği belirtiliyor.
The PKK’s Decision to Disband May Offer a Historic Chance at Peace
PKK’nın kendini feshetme kararı, Türkiye’nin uzun süredir odağında bulundurduğu ‘Kürt sorununu’ çözme fırsatı sunuyor. Crisis Group, bu adımın tek başına barış getirmeyeceğini; ancak Ankara’nın kapsayıcı, şeffaf ve güven artırıcı adımlar atması halinde tarihsel bir dönüşümün mümkün olduğunu savunuyor. Asıl testin, devletin bu fırsatı güvenlik mantığına sıkışmadan siyasi çözüm zeminine taşıyıp taşıyamayacağında olduğu ifade ediliyor.
Doing “Less with Less” at the UN
BM’nin kriz yönetimi kapasitesi, mali kısıtlamalar ve siyasi kutuplaşma nedeniyle ciddi biçimde aşınmış durumda. Crisis Group, özellikle Güvenlik Konseyi’nin karar alma kapasitesindeki tıkanıklığın, çok taraflılığın geleceğini tehdit ettiğini belirtiyor. Küresel krizlerin çözümünde etkisizleşen BM yapısı, yeni tür işbirliklerine ve bölgesel girişimlere alan açarken, normatif boşluklar yaratıyor.
Crisis Group Mayıs Odak Noktası:
Crisis Group bu ay, küresel sistemin hem yapısal tıkanıklıklarını hem de fırsat pencerelerini aynı çerçevede ele aldı. ABD-Çin dengesi üzerinden Asya’daki stratejik gerilimler, BM’nin etkinlik kaybı ve çok taraflılık krizleri, Gazze’de insani çöküş ve Türkiye’de olası barış sürecine dair kırılgan umutlar ön plana çıktı. Kurum, güvenlikçi reflekslerin ötesine geçmeyen siyasal kararların, bölgesel ve küresel düzlemde kalıcı kriz döngüleri yarattığını net şekilde ortaya koydu.
Center for Strategic and International Studies (CSIS)
G7 Cooperation to De-Risk Minerals Investments in the Global South
CSIS, G7 ülkelerinin kritik mineraller üzerindeki yatırım risklerini azaltmak için Küresel Güney’de nasıl işbirliği yapabileceğini inceliyor. Batılı ülkelerin Çin’in hakimiyetine karşı rekabet edebilmesi için sürdürülebilir, şeffaf ve koordineli yatırımların önemi vurgulanıyor. Bu işbirliğinin küresel ekonomik güvenlik için stratejik önem taşıdığı belirtiliyor.
Insights for Future Conflicts from the Russia-Ukraine War
Rusya-Ukrayna savaşının gelecekteki çatışmalar için ortaya çıkardığı dersleri analiz eden CSIS, askeri teknolojilerin, siber operasyonların ve lojistik yönetimin stratejik önemine dikkat çekiyor. Bu çatışmanın, özellikle NATO ülkelerinin savunma planlamasını ve ittifak dinamiklerini dönüştürdüğü belirtiliyor.
At the Doorstep: A Snapshot of New Activity at Cuban Spy Sites
Küba’daki Çin destekli istihbarat faaliyetlerini ortaya koyan CSIS, bu üslerin ABD’nin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu ve ABD’nin Karayip bölgesinde stratejik alarm durumunda olması gerektiğini ifade ediyor.
Scenarios That Could Define 2035
CSIS, 2035 yılına kadar şekillenebilecek küresel stratejik senaryoları analiz ediyor. Bu senaryolar Çin’in ekonomik durgunluğu, ABD’nin küresel liderlikteki gerilemesi ve küresel güven krizini içeriyor. Bu projeksiyonlar, gelecekte karşılaşılabilecek temel zorlukları netleştirme açısından kritik önem taşıyor.
CSIS’e göre, Çin’in ekonomik büyümesinin duraklaması durumunda küresel ekonomik ve jeopolitik dengeler dramatik şekilde değişebilir. Bu senaryoda, Çin’in iç sorunlarının artması küresel pazarlarda ve stratejik rekabette derin belirsizlik yaratacak.
U.S. Global Leadership Falters
CSIS, ABD’nin küresel liderliğinin zayıflamasının yaratacağı etkileri vurguluyor. Bu durumda güç boşlukları ortaya çıkabilir, yeni bölgesel güç dengeleri oluşabilir ve küresel işbirliği mekanizmaları zayıflayabilir.
Uluslararası güvenin çöktüğü bir dünya senaryosunu ele alan CSIS, böyle bir ortamda devletlerin kendi çıkarlarına yoğunlaşarak işbirliğinden uzaklaşacağını belirtiyor. Bu durum, küresel krizlere karşı ortak çözümler üretme kapasitesini ciddi biçimde azaltabilir.
Trump Announces Lifting of Sanctions on Syria
CSIS, Trump yönetiminin Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırma kararının bölgesel ve küresel dengeler üzerindeki olası etkilerini değerlendiriyor. Bu hamle, Esad rejimini güçlendirirken, bölgesel dinamiklerde köklü değişimlere yol açabilir ve özellikle İran ve Rusya’nın bölgedeki etkisini artırabilir.
CSIS Mayıs Odak Noktası:
CSIS, Mayıs 2025 boyunca jeopolitik güvenlik ve ekonomik stratejik riskler üzerine derinlemesine odaklandı. Kurum, G7 ülkelerinin ekonomik rekabette Çin’e karşı stratejik mineraller yatırımlarını yönetme ihtiyacını, Ukrayna savaşından çıkarılan askeri ve stratejik dersleri ve gelecekteki potansiyel jeopolitik kırılmaları kapsamlı şekilde analiz etti. Ayrıca Çin’in Karayipler ve ABD’nin yakın bölgesindeki istihbarat faaliyetleri ile Suriye yaptırımlarının kaldırılması gibi spesifik gelişmeleri değerlendirerek, ABD’nin küresel pozisyonunu ve güvenlik politikasını kritik bir perspektiften inceledi.
DGAP (Deutsche Gesellschaft für Auswärtige Politik)
Chinas Privatunternehmen unter „Xiconomics“
Bu analiz, Çin’de özel sektörün Xi Jinping yönetiminde maruz kaldığı yapısal dönüşümü inceliyor. “Xiconomics” olarak adlandırılan çerçevede, özel şirketlerin stratejik hedeflere tabi kılındığı ve Parti denetiminin ekonomik alanlara daha doğrudan müdahil olduğu vurgulanıyor. Yazar, bu sürecin yenilikçiliği ve dış yatırım güvenini zedeleyerek Çin’in orta vadeli büyüme potansiyelini tehdit ettiğini belirtiyor. Çin’in gelecekteki ekonomik yönelimi açısından piyasa-mekanizma dengesinin bozulduğu aktarılıyor.
Internationale Politik Quarterly’de yayımlanan bu metin, Brexit sonrası AB–İngiltere ilişkilerinde kademeli bir yumuşama ve işbirliği arayışına işaret ediyor. Özellikle savunma sanayi, enerji güvenliği ve veri yönetimi gibi alanlarda teknik işbirliklerinin yeniden yapılandırılabileceği dile getiriliyor. Ancak siyasi güven eksikliğinin hâlâ yapısal bir engel olduğu ve ortaklıkların kriz-temelli değil, kurumsal olarak şekillenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Rethinking EU Strategy in Central Asia
Orta Asya’da Çin ve Rusya etkisinin giderek yoğunlaştığı bir dönemde, AB’nin bu bölgedeki stratejik yaklaşımlarını yeniden tanımlaması gerektiği savunuluyor. Özellikle ulaşım ağları (Middle Corridor), yeşil enerji, eğitim ve dijital altyapılar gibi alanlarda AB’nin “bağlantılılık” perspektifiyle daha görünür ve pragmatik adımlar atması gerektiği aktarılıyor. AB’nin “değer-temelli” yaklaşımlarının, jeopolitik rekabetin baskın olduğu bu alanda yetersiz kaldığı eleştirisi öne çıkıyor.
Wirtschaftssicherheit in unsteten Zeiten
Ekonomik güvenlik başlığı altında yazılan bu analiz, Almanya ve AB’nin küresel kırılganlıklar karşısında stratejik kaynaklara, üretim zincirlerine ve teknoloji bağımlılıklarına dair güvenlik temelli yeni bir perspektif geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Yazar, yalnızca çeşitlendirme değil, aynı zamanda devlet destekli teknoloji politikalarının ve düzenleyici reformların da bu güvenlik vizyonuna entegre edilmesi gerektiğini öne sürüyor. Özellikle Çin’e olan dijital ve endüstriyel bağımlılık, ekonomik egemenlik açısından stratejik bir tehdit olarak tanımlanıyor.
Connectivity Policy – A Strategic Tool for the EU in its Eastern Neighborhood
AB’nin Doğu Komşuluğu bölgesinde (özellikle Moldova, Gürcistan ve Ukrayna) altyapı, enerji ve dijital bağlantı politikalarını daha stratejik ve koordineli şekilde kullanması gerektiği aktarılıyor. Rapor, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne alternatif olabilecek “Global Gateway” benzeri AB projelerinin hem teknik yeterlilik hem de siyasi kararlılık açısından daha somut hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu bağlamda bağlantılılık, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi nüfuz aracı olarak ele alınıyor.
DGAP Mayıs Odak Noktası:
DGAP bu ay, Avrupa’nın dış politika araçlarının yeniden stratejik kurgulanması gerektiği fikri etrafında birleşen bir analiz serisi sunuyor. Çin’in iç dönüşümleri, Orta Asya ve Doğu Komşuluk’taki rekabet ortamı, İngiltere ile ilişkilerde teknik yakınlaşma ve AB’nin ekonomik güvenlik mimarisi kurumun öne çıkardığı başlıklar arasında. Genel olarak, DGAP’nin bu ayki yaklaşımı, normatif AB politikasının yetersizliklerine karşı daha jeopolitik, pragmatik ve stratejik bir vizyon inşa edilmesi çağrısı olarak özetlenebilir.
ECFR (European Council on Foreign Relations)
The Bear Beneath the Ice: Russia’s Ambitions in the Arctic
Rusya, Arktik bölgeyi enerji, ulaşım ve askeri üstünlük açısından stratejik bir öncelik alanı haline getiriyor. ECFR, Moskova’nın buz kırıcı filosu, askeri üs yatırımları ve enerji altyapısının bölgedeki çok kutupluluğu fiilen baltaladığını ortaya koyuyor. NATO ve AB ise çevresel normlar ve koordinasyonsuz stratejiler nedeniyle bu alandaki rekabette geri düşmüş durumda. Arktik, artık iklim diplomasisinden çok, jeostratejik konumlanmanın testi haline geliyor.
Law of Duty: The Case for a US-Inspired EU Preparedness Act
ECFR, ABD’nin Savunma Üretim Yasası’na (Defense Production Act) benzer bir “Avrupa Hazırlık Yasası” önererek, kritik sektörlerde (enerji, ilaç, dijital altyapı) AB’nin krizlere direnç geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Kurum, ulusal düzeyde parçalanmış kapasite planlarının bütüncül bir çerçevede toplanması gerektiğini ve kamu-özel işbirliğinin siyasi liderlikle desteklenmeden yetersiz kalacağını belirtiyor. Bu yaklaşım, stratejik özerklik ile piyasa esnekliği arasında yeni bir denge kurma çabası.
Electric Shock: The Chinese Threat to Europe’s Industrial Heartland
Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın sanayi merkezleri, Çin’den gelen düşük maliyetli ve devlet sübvansiyonlu yeşil teknolojiler karşısında stratejik zemin kaybediyor. ECFR, bu tehdidin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi olduğunu ve Avrupa’nın rekabetçilik adına kendi çevre standartlarını yeniden değerlendirmesi gerektiğini öne sürüyor. Aksi takdirde sanayi politikaları çevre hedeflerine kurban edilerek jeoekonomik alan kaybı hızlanabilir.
Too Clean to Compete: Why Strict Standards Keep Europeans Out of African Minerals
Avrupa’nın çevresel ve etik tedarik standartları, Afrika’daki maden projelerine katılımını sınırlandırırken, Çin gibi aktörler daha pragmatik ve esnek modellerle sahaya hakim oluyor. ECFR, Avrupa’nın “temiz olma takıntısının” kaynak diplomasisinde etkisizleşme riskini doğurduğunu belirtiyor. Yeni bir etik-pragmatizm dengesinin kurulması gerektiği vurgulanıyor.
Pieces in Motion: Rebalancing Power in a New Levantine Order
Doğu Akdeniz ve Levant’ta Türkiye, İsrail, İran ve Körfez ülkeleri arasındaki yeni güç dağılımı inceleniyor. ECFR, bu aktörlerin artık sadece askeri değil, enerji, diaspora diplomasisi ve ideolojik mücadeleler üzerinden nüfuz rekabetine girdiğini gösteriyor. ABD’nin kademeli geri çekilişi ve AB’nin stratejik boşluğu, yerel aktörlere hem fırsat hem risk sunmakta.
Anatomy of a Chokepoint: Mapping Power and Conflict in the Red Sea
Kızıldeniz, sadece deniz taşımacılığı açısından değil; aynı zamanda Mısır, Körfez ülkeleri, Türkiye ve Çin gibi güçlerin rekabet ve işbirliği sahasına dönüştü. ECFR’nin haritalandırma çalışması, bu bölgenin tedarik zincirleri, askeri üsler ve diplomatik açılımlar açısından nasıl giderek daha merkezi hale geldiğini gösteriyor. Stratejik boğazlar artık sadece geçiş yolları değil, yeni çatışma ön cepheleri.
Channelling Security: A New Era for EU-UK Defence Cooperation
Brexit sonrası güvenlik ilişkileri yeniden şekilleniyor. ECFR, özellikle Rusya ve Çin’in artan baskısı karşısında AB ile Birleşik Krallık arasında savunma alanında teknik işbirliği ve istihbarat paylaşımı potansiyeline dikkat çekiyor. Ancak kurumsal güvensizliklerin bu süreci kırılgan hale getirdiği ve siyasi irade eksikliğinin bir kez daha ilerlemeyi sekteye uğratabileceği vurgulanıyor.
ECFR’nin Mayıs Gündemi
ECFR, bu ayki analizlerinde Avrupa’nın stratejik savunma ve ekonomik kırılganlıklarını, jeopolitik dönüşüm bölgelerindeki güç boşluklarıyla birlikte ele alıyor. Çin’in etkisi, enerji ve hammadde erişimi, ve AB’nin hazırlık kapasitesi zayıflıkları öne çıkan temalar. Kurum, idealizm ile stratejik realizm arasında daha gerçekçi bir Avrupa çizgisine geçişin zorunluluğunu işaret ediyor.
Avrupa Parlamentosu Düşünce Kuruluşu (EP Think Tank)
Military Drone Systems in the EU and Global Context: Types, Capabilities and Regulatory Frameworks
Bu kapsamlı brifing, AB’nin insansız hava araçları (İHA) alanındaki askeri kapasitesini, mevcut yetkinlik boşluklarını ve uluslararası düzenleyici çerçevelerle olan uyumunu inceliyor. Rapora göre AB ülkeleri arasında platform standardizasyonu ve ortak tedarik eksikliği, operasyonel etkililiği sınırlıyor. Çin, ABD ve İsrail’in teknolojik üstünlüğü karşısında Avrupa’nın geri planda kalmaması için Ar-Ge, ihracat politikası ve etik çerçevede birlik politikaları öneriliyor. Ayrıca otonom sistemlerin geleceği ve yapay zekâ ile desteklenen İHA’lar konusunda normatif düzenlemelerin gerekliliği vurgulanıyor.
AB savunma sanayiinin durumu genel hatlarıyla özetlenirken, savunma yatırımlarındaki parçalı yapı, ulusal stratejilerin uyumsuzluğu ve ortak üretim projelerinin yavaş ilerleyişi vurgulanıyor. Raporda özellikle Avrupa Savunma Fonu’nun kapasite geliştirme açısından önemi belirtiliyor, ancak bunun siyasi irade ve uzun vadeli koordinasyon eksikliği nedeniyle sınırlı kaldığına dikkat çekiliyor. Stratejik otonomiye ulaşmak için transatlantik ilişkilere bağımlılığın azaltılması gerektiği, ancak bunun kısa vadede mümkün olmadığı açık bir şekilde ortaya konuyor.
Transatlantic Relations: The United States and Canada
Bu belgede, AB’nin ABD ve Kanada ile olan siyasi, güvenlik ve ekonomik ilişkileri değerlendirilmiş. Özellikle NATO çerçevesindeki güvenlik işbirliği, enerji bağımlılığı ve tedarik zincirleri ön plana çıkarken, Kanada ile ticaret ve çevresel işbirliğin derinleştirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ancak rapor, stratejik otonomi hedeflerinin transatlantik bağlarla çelişebileceğini ima ederek, AB’nin kendi çıkarlarını daha net tanımlaması gerektiğini öneriyor.
Foreign Policy: Aims, Instruments and Achievements
AB’nin dış politika araçları (ticaret, kalkınma yardımı, diplomasi) detaylı şekilde analiz ediliyor. Rapor, birlik içindeki kurumsal bölünmelerin dış politika etkisini sınırladığını ve dış temsilin (örn. AB Dışişleri Yüksek Temsilciliği) güçlü bir vizyon etrafında toparlanamadığını belirtiyor. Ayrıca Afrika, Orta Doğu ve Batı Balkanlar gibi bölgelerde etkinliğin artması için esnek diplomasi, yerel ortaklıklar ve hedef odaklı müdahale stratejileri öneriliyor.
EP Think Tank Mayıs Odak Noktası:
EP Think Tank, bu ay savunma kapasitesi, stratejik özerklik ve AB’nin transatlantik ilişkilerindeki pozisyonunu ele alan içeriklerle öne çıkıyor. Kurum, özellikle askeri teknoloji (İHA’lar), savunma sanayi entegrasyonu ve dış politika hedefleri ekseninde normatif vurgularla birlikte yapısal zafiyetleri gündeme taşıyor. Avrupa’nın hem ABD ile işbirliğini sürdürmesi hem de kendi özerk kapasitesini kurumsal olarak güçlendirmesi gerektiği mesajı belirgin.
Gateway House India
Emerging Middle Powers Beyond U.S. and China
Bu analiz, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Türkiye gibi yükselen orta güçlerin, ABD-Çin eksenli kutuplaşmadan uzak, çok kutuplu bir denge kurma çabasına odaklanıyor. Yazıya göre bu aktörler, savunma, enerji ve teknoloji alanlarında bağımsız hatlar inşa ederek hem bölgesel etkilerini artırıyor hem de küresel ittifak yapılarını çeşitlendiriyor. Ancak yazı, bu güçlerin ortak hareket kabiliyeti zayıf olduğu için yapısal bir blok oluşturmakta zorlandıklarını da belirtiyor.
The New Geopolitics and South Asia’s Trade Architecture – What Next?
Güney Asya’nın ticaret yapısı, jeopolitik kırılmaların etkisiyle yeniden şekilleniyor. Hindistan’ın Çin’le olan ekonomik bağlarını azaltma girişimi, bölgesel üretim merkezlerinin kaymasına ve Hint Okyanusu’ndaki deniz ticareti rotalarının öneminin artmasına neden oluyor. Rapora göre Hindistan’ın ASEAN, Orta Asya ve Körfez’le kuracağı ticari koridorlar, sadece ekonomik değil aynı zamanda jeostratejik etki yaratma amacını taşıyor.
India’s Evolving Defence Doctrine
Bu metin, Hindistan’ın geleneksel savunma anlayışından çıkarak “entegre caydırıcılık” ve teknolojik üstünlük odaklı yeni bir savunma doktrini geliştirdiğini savunuyor. Askeri modernizasyon, yerli üretim (Make in India) ve stratejik ortaklıklarla kuvvet projeksiyonu hedefleniyor. Doktrindeki değişim, Hindistan’ın hem Çin tehdidini dengelemek hem de Hint-Pasifik bölgesinde daha iddialı bir oyuncu olmak istediğini gösteriyor.
India’s Three-Pronged War Strategy
Bu yazı, Hindistan’ın muhtemel çatışma senaryolarına karşı geliştirdiği üç yönlü askeri stratejiyi değerlendiriyor: geleneksel savaş, hibrit tehditlere karşı mücadele ve siber/uzay boyutlu caydırıcılık. Yazarlar, bu stratejik yaklaşımın ülkenin coğrafi ve teknolojik sınırlarını aşma potansiyeline işaret ediyor, ancak bürokratik yapının ve kaynak tahsisinin hâlâ sınırlayıcı olduğuna dikkat çekiyor.
Pakistan’s Clash of Ideology and Identity
Pakistan’da İslamcı mirasla modern devlet inşası arasındaki gerilimler yeniden alevleniyor. Yazı, ülkenin iç güvenliği, siyasi istikrarı ve dış politikası üzerindeki bu kimlik krizinin, ekonomik reformların başarısını da tehlikeye attığını ileri sürüyor. Hindistan’a karşı sürdürülen tehdit algısının bu çatışmayı körüklediği belirtilirken, Pakistan’ın rasyonel jeostratejik adımlar atmaktan uzaklaştığı görüşü öne çıkarılıyor.
Strategy Meets Statecraft: Trump in Riyadh
Trump’ın Riyad ziyaretiyle birlikte ABD’nin Orta Doğu stratejisinde yeniden pragmatik ve silah-temelli bir denge inşa etmeye çalıştığı vurgulanıyor. Suudi Arabistan ve BAE üzerinden kurulacak yeni savunma mimarisinin, İran’a karşı baskı yaratmasının yanı sıra İsrail ile Arap dünyası arasındaki koordinasyonu artırmayı hedeflediği belirtiliyor.
Almanya’daki Merz hükümetinin ekonomik güvenlik ve savunma entegrasyonu odaklı yeni politik vizyonu analiz ediliyor. Yazıya göre Merz yönetimi, AB içinde daha merkezî ve neoliberal bir savunma-siyasi hat inşa etmeyi hedefliyor, fakat kamuoyu ve iç koalisyon dinamikleri nedeniyle bu yaklaşımın hayata geçirilmesi oldukça çetin olacak.
U.S., Global Emperor of Sanctions
ABD’nin küresel yaptırım mimarisi, jeopolitik etkisini artırmanın bir aracı olarak ele alınıyor. Ancak yazarlar, bu stratejinin müttefikler üzerinde bile “güvensizlik” yarattığını, dolayısıyla alternatif ödeme sistemleri, ticaret yolları ve para birimi kullanımında çeşitlenme eğiliminin arttığını belirtiyor. Hindistan gibi ülkeler bu ortamda daha pragmatik konumlar alıyor.
Hindistan’ın klasik “orta güç” tanımını aştığı ve küresel siyasette kendine özgü, hem normatif hem de jeostratejik bir pozisyon geliştirdiği savunuluyor. Yazarlar, bu durumu çok taraflılık, askeri teknoloji yatırımı ve stratejik sabırla inşa edilen diplomatik etkilerin bir bileşkesi olarak tanımlıyor.
Gateway House Mayıs Odak Noktası:
Gateway House bu ay, Hindistan’ın savunma stratejisi, ekonomik mimarisi ve dış politika vizyonunu çok katmanlı şekilde ele alıyor. Kurum, Hindistan’ın klasik orta güç tanımından çıkarak bağımsız, çok kutuplu ve Asya merkezli bir jeopolitik pozisyon almaya çalıştığını güçlü bir şekilde işliyor. Aynı zamanda Güney Asya’nın ticari yeniden yapılanması, Batı yaptırımlarına karşı gelişen alternatif jeoekonomik sistemler ve ABD’nin dış politika araçlarının sınırlılıkları da analitik bir derinlikle incelenmiş. Bu yönüyle Gateway House, hem bölgesel hem küresel kırılmaları Hindistan merkezli stratejik bir çerçevede değerlendiriyor.
Istituto Affari Internazionali (IAI)
European Competitiveness at Stake: Industrial and Technological Challenges
Bu analiz, Avrupa’nın küresel rekabet gücünün zayıflamasının ardında yatan yapısal sorunları inceliyor. Özellikle ileri teknoloji üretimi, dijital altyapı yatırımları ve tedarik zinciri esnekliği konularında AB’nin ABD ve Çin’e karşı geri düştüğü belirtiliyor. Rapor, endüstriyel kapasitenin yeniden Avrupa’ya taşınması, devlet destekli Ar-Ge politikaları ve dijital egemenlik gibi somut stratejik müdahalelere ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Ayrıca, savunma sanayiinde teknolojik atılım olmadan rekabetçiliğin korunamayacağına işaret ediliyor.
Focus euroatlantico n. 8 (febbraio-maggio 2025)
Bu çoklu analiz derlemesi, Avrupa–ABD ilişkilerinin Trump’ın olası dönüşü bağlamında nasıl yeniden şekilleneceğini değerlendiriyor. NATO’nun işlevi, enerji güvenliği ve transatlantik ticaret anlaşmaları gibi konularda hem fırsatlar hem de kurumsal kırılganlıklar tartışılıyor. Özellikle Avrupa’nın savunma otonomisine dair çelişkili beklentiler ve ABD’nin Avrupalı müttefikleriyle olan çıkar farklılıkları ön plana çıkarılmış. Avrupa’nın daha fazla stratejik netlik üretmeden, Washington’dan bağımsız hareket etmesinin zorlukları vurgulanıyor.
The Italian Job: Navigating between the UK, the EU and Trump
Bu metin, İtalya’nın dış politikada AB normatif çerçevesi ile Anglo-Sakson pragmatizmi arasında sıkışan pozisyonunu analiz ediyor. Yazar, İtalya’nın enerji, savunma ve göç politikalarında ABD ve İngiltere ile yakın temasta bulunduğunu, fakat AB içinde daha bütüncül bir yönelime ihtiyaç duyduğunu savunuyor. Roma’nın çok vektörlü dış politika izlemesinin kısa vadeli esneklik sağladığı, ancak uzun vadeli stratejik kimlik inşasında tutarsızlık yarattığı vurgulanıyor.
Will Trump’s Visit to the Gulf Be More than Just Fanfare?
Trump’ın Körfez ülkelerine yönelik ziyareti vesilesiyle hazırlanan bu analiz, ABD’nin bölgedeki askeri ve ekonomik etkisini sürdürme çabalarını ele alıyor. Özellikle İran karşıtı bloklaşmalar, savunma anlaşmaları ve enerji fiyatlarının jeopolitik araçsallaştırılması konuları ön plana çıkıyor. Trump’ın sembolik jestlerle değil, stratejik netlik ve kurumsal güvenle bölgede etkinliğini artırabileceği savunuluyor.
Can Reconciliation Happen without (Positive) Peace?
Barış inşası süreçlerine dair bu metin, sadece silahsızlanma ya da ateşkesin değil, kapsayıcı ekonomik ve sosyal adaletin de barışın sürdürülebilirliği açısından zorunlu olduğunu öne sürüyor. Analiz, çatışma sonrası toplumlarda uzlaşı çabalarının yalnızca elitler arası diyalogla sınırlı kalmaması gerektiğini, kurumsal reformlar ve toplumsal hafıza politikalarının da merkezi önemde olduğunu vurguluyor.
IAI Mayıs Odak Noktası:
IAI, bu ay Avrupa’nın stratejik kırılganlıklarını hem dış rekabet (ABD–Çin) hem de iç tutarsızlıklar (İtalya’nın çoklu yönelimi) üzerinden değerlendiren bir çizgi izliyor. Kurumun çalışmaları, Avrupa’nın transatlantik ilişkilerde daha güçlü bir öznellik kazanması gerektiğini; bunun ise sadece savunma yatırımlarıyla değil, siyasi tutarlılık ve teknolojik yetkinlik ile mümkün olacağını savunuyor. Körfez ve barış inşası konularındaki analizler ise IAI’nin bölgesel siyasetlere dair eleştirel derinliğini sürdürdüğünü gösteriyor.
IFRI (French Institute of International Relations)
Bu analiz, Batı yaptırımlarının Rusya’nın Sahra-altı Afrika ile ekonomik ilişkileri üzerindeki ikili etkilerini inceliyor. Bir yandan yaptırımlar, Rus şirketlerinin Batı finansmanına ve teknolojilerine erişimini kısıtlayarak yatırımların sürdürülebilirliğini zorlarken; öte yandan bu durum Rusya’yı Afrika pazarlarına daha agresif bir şekilde yönelmeye itiyor. Özellikle enerji, savunma ve tahıl ihracatı gibi sektörlerde Rusya’nın alternatif ortaklıklar geliştirdiği gözlemleniyor. Ancak bu ilişkiler genellikle kurumsal zayıflık ve yüksek siyasi risk içeren yapılara dayanıyor. Ifri, bu eğilimin uzun vadede Rusya’nın Afrika’daki nüfuzunu artırabileceği kadar, kırılgan temellere de oturabileceğini savunuyor.
Trump’s Trade War: What Answers for the European Union?
Trump’ın ticaret savaşlarının yeniden alevlenmesi ihtimaline karşı AB’nin nasıl bir strateji geliştirmesi gerektiği, bu çalışmanın merkezinde yer alıyor. Yazar, AB’nin sadece savunmacı mekanizmalar (gümrük tarifeleri, antidamping önlemleri) ile yetinmemesi, aynı zamanda teknolojik kapasite artırımı ve dijital egemenlik inşasına yönelmesi gerektiğini vurguluyor. Çin’le rekabetin yoğunlaştığı bir dönemde ABD ile olan ticari gerilimlerin Brüksel’i stratejik bir ikilemle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiliyor: Ya ABD’ye bağımlı kalmak ya da daha otonom bir ekonomik blok olmak. Analiz, AB’nin stratejik kapasitesinin ancak iç uyum, yatırım politikasında dönüşüm ve ticari ortaklık çeşitlendirmesi ile gelişebileceğini öne sürüyor.
IFRI Mayıs Odak Noktası:
Ifri bu ay, küresel sistemin “ikili baskı alanları”na dikkat çekiyor: Rusya’nın yaptırımlarla zorlanan ama yön değiştirerek fırsatlar arayan ilişkileri ve ABD’nin agresif ticaret politikalarının AB üzerinde yarattığı kırılganlıklar. Kurumun analizleri, klasik güç dengesi analizlerinden ziyade, stratejik bağımlılıkların yapısal dönüşümüne odaklanıyor. Bu da IFRI’yi Avrupa’nın dış ekonomik ilişkilerine dair daha eleştirel ve uzun vadeli öneriler geliştiren bir pozisyona yerleştiriyor.
Institut Montaigne
Lessons from the TTC for Europe: Foreign Economic Policy With and Without the US
Bu politika notu, AB-ABD Ticaret ve Teknoloji Konseyi’nin (TTC) işleyişi üzerinden Avrupa’nın dış ekonomik stratejisini değerlendiriyor. Rapor, TTC’nin transatlantik koordinasyonu artırmakla birlikte, Avrupa’nın stratejik özerklik hedefleriyle çelişebileceğini savunuyor. TTC’nin yapısal sınırları ve ABD’nin iç siyasetinde yaşanan belirsizlikler, Avrupa’nın yalnızca Washington’a yaslanmasının risklerini artırıyor. Montaigne, Avrupa’nın kendi dijital altyapısını, ihracat kontrollerini ve sanayi politikalarını bağımsızlaştıracak “stratejik tampon mekanizmalar” inşa etmesini öneriyor. ABD ile eşgüdüm arayışını tümüyle terk etmeyen ama bağımlılığı da azaltan bir “ortaklık içinde denge” modeli sunuluyor.
2024: A Year of Elections – Twilight or Renewal of Democracy?
2024’te gerçekleşen çok sayıda ulusal ve bölgesel seçimi analiz eden bu çalışma, demokrasilerin eşzamanlı olarak hem direncini hem de kırılganlığını ortaya koyduğunu savunuyor. Seçimlere katılım oranlarının çoğu yerde düşüklüğü, popülist söylemlerin kurumsal siyaseti zorlaması ve dijital dezenformasyon gibi sorunlar, demokratik yapılar üzerindeki baskıyı artırmış durumda. Bununla birlikte, bazı ülkelerde yaşanan sürpriz değişimlerin (örneğin muhalefet zaferleri, bağımsız adayların yükselişi) yeni bir katılım dalgası doğurabileceği not ediliyor. Montaigne, Avrupa’nın bu gelişmeleri sadece normatif düzeyde değil, siyasal mühendislik açısından da ele alması gerektiğini; özellikle genç katılımı ve kurumsal yenilenme ihtiyacını merkeze alması gerektiğini vurguluyor.
Institut Montaigne Mayıs Odak Noktası:
Institut Montaigne bu ay, Avrupa’nın transatlantik ilişkiler ve demokratik meşruiyet bağlamında iki kırılgan eşiği aynı anda yönetmesi gerektiğini vurguluyor. Kurumun çizgisi, ne tam otonomi ne de naif bağlılık öneriyor; aksine, çifte dengeleme (ABD ile stratejik ortaklık + iç kurumsal reform) yaklaşımı öne çıkarılıyor. Bu, Montaigne’i teknik kapasite önerileriyle normatif strateji üretimini birleştiren nadir Fransız düşünce kuruluşları arasına yerleştiriyor.
Middle East Council on Global Affairs (ME Council)
Localizing Renewable Energy Supply Chains in the Gulf: Ambitions, Challenges, and Strategic Pathways
GCC ülkelerinin enerji dönüşümlerinde yerlileşme hedefi, jeopolitik rekabetin ve enerji bağımsızlığının artan önemiyle şekilleniyor. Özellikle Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki etkisine alternatif yaratmak, Ar-Ge altyapılarının kurumsallaşması ve iç pazarda istikrar, stratejik kaldıraçlar olarak tanımlanıyor. Ancak mevcut kapasite, tedarik zinciri altyapısı ve siyasi koordinasyon yetersizliği bu hedefleri belirsiz kılıyor.
Egypt and Türkiye: A Pragmatic Turn?
Köklü ideolojik rekabetin ardından şimdilik kontrollü bir yumuşama süreci yaşanıyor. Ankara ve Kahire arasındaki yeni dönem, doğrudan ticaret, enerji, Libya ve Filistin gibi dosyaların birlikte yönetilmesini hedefliyor. Bu durum, çıkar odaklı bir yeniden bağlantılanma olarak okunuyor.
Rivalry and Cooperation: Russia and Türkiye Navigate Libya’s Geopolitical Labyrinth
Libya, Moskova ve Ankara’nın şekil değiştiren güç rekabetinin sahnesi olmaya devam ediyor. Her iki aktörün hem yerel müttefikleriyle bağları hem de enerji ve güvenlik hesapları, sahadaki sürekli manevraların temelini oluşturuyor.
From Exile to Uncertainty: Syrian Refugees in Lebanon Consider Returning Home
Suriye’ye geri dönüş arayışlarında öne çıkan faktörler güvenlik, barınma ve ekonomik yetersizlikler. Beyrut’un yerel baskıları altında şekillenen bu geri dönüş ikilemi, kalıcı çözümler olmadıkça yeni krizler doğurabilir.
Gas, Growth, and Green Ambitions: Qatar’s Climate Blueprint
Katar, doğalgaz ihracatından vazgeçmeden iklim dönüşümü vizyonunu güçlendirme stratejisi izliyor. Karbon yutak alanları ve enerji verimliliği programlarıyla, enerji diplomasisini çevre politikalarına entegre etmeyi hedefliyor.
Syria Needs Full Sanctions Relief to Truly Rebuild
Yaptırımlar kaldırılmadan yeniden inşa mümkün değil tezi dile getirilse de, bu görüş rejimin siyasal reformlardan kaçınma pratiğine zemin sağlayabilir. Bu nedenle güvenlik ve insani hedefler dengesinin yeniden tanımlanması.
ME Council Mayıs Odak Noktası:
Bu ay ME Council, Körfez’in stratejik dönüşümünü üç ana eksende ele aldı: enerji zincirlerinin yerelleştirilmesiyle gelen ekonomik güçlenme, Türkiye’nin çevresel ve bölgesel ilişkilerdeki pragmatik yeniden konumlanması ve Ortadoğu’da Çin ile Rusya gibi yeni güçlerin esnek, müdahale-dışı nüfuz stratejileri. Dikkat çeken bir çizgi, “klasik blok siyaseti”nin yerine çok yönlü diplomasi, koşullu iş birliği ve kaynak temelli jeopolitik hamlelerin öne çıkması. Özellikle Libya ve Suriye analizlerinde, sert güçle değil, pozisyon esnekliğiyle kazanım sağlama stratejisi belirginleşiyor.
New Lines Institute
India, Israel, and the Politics of Control
Bu yazı, Hindistan’ın Keşmir’de uyguladığı internet kesintileri ile İsrail’in işgal altındaki topraklardaki altyapı kontrolünü birebir karşılaştırıyor. Zara Farouk’a göre, iki demokrasi bu yöntemlerle “kontrol politikası” uyguluyor; ABD’nin stratejik desteği, bu ihlallerin uluslararası hukuk bağlamında cezalandırılmasını engelliyor.
Albania Redefined: NATO and the Security Architecture Shaping Tirana’s Foreign Policy
Bu metin, Arnavutluk’un NATO üssü Kuçova’yı açıp tatbikatlara ev sahipliği yapmasıyla stratejik pozisyonunu güçlendirdiğini öne çıkartıyor. Ancak kurum, bu adımların iç reformlardaki eksiklikleri gölgelediğini ve Belgrad ile Brüksel arasında derin bir kurumsal boşluk yarattığını belirtiyor.
From a European Community Enthusiast To EU Membership
New Lines’a göre Balkan ülkeleri, yalnızca siyasi retorikten öte, AB üyeliğini demokratik kurumlar ve hukuksal uyum ile somut olarak tanımlayan dönüşüm sürecini yaşıyor. Bu, “kültürel siyasal yeniden yapı” bakımından şu ana kadar atılan en kapsamlı adım.
Insights into Albania: Internal Struggles and Geopolitical Challenges in the Western Balkans
Bu analiz, Arnavut kamu yönetimi, yargı bağımsızlığı ve etnik gerilimler alanlarında derinleşen iç sorunların, NATO entegrasyonu ile çelişki yarattığını savunuyor. New Lines’a göre bu çelişki, AB sürecinin sürdürülebilirliği için “iç demokratik direncin” güçlendirilmesini olmazsa olmaz kılıyor.
American AI Leadership Should Not Be Defined by Machine Learning
Vincent J. Carchidi, ABD’nin yapay zeka liderliğini sadece makine öğrenmesiyle tanımlamayı reddediyor. “Üçüncü Dalga” AI için nöro-sembolik araştırma öneriyor ve bu çerçevenin temel taşlarını uzun vadeli Ar-Ge, altyapı planlaması ve sektörler arası işbirliği ile örüyor.
How the U.S. Can Achieve Sustainable AI Leadership
Divya Ramjee ve Evan Selinger, ABD için sürdürülebilir AI liderliğini üretim hacmini aşan kalite, etik, dijital egemenlik ve küresel norm yaratımı üzerine kuruyor. Kurum, bu çok boyutlu vizyonun teknolojinin “insan odaklı ve uzun ömürlü” gelişimi için olmazsa olmaz olduğunun altını çiziyor.
New Lines Institute Mayıs Odak Noktası:
New Lines bu ay, çatışma alanlarında kontrol paradigması, stratejik güç mimarilerinin yeniden inşası, kurumsal dönüşüm süreçleri, ve teknoloji egemenliği temalarını birleştirdi. Kurum, hem Güney Asya-Ortadoğu’da liberal meşruiyetten ziyade güçle düzen inşa eden stratejileri eleştiriyor, hem Batı Balkanlar’da demokratik kurumsallaşmanın sınavını analiz ediyor hem de ABD’nin AI önderliği arayışını kapsamlı bir stratejik dönüşüm olarak yeniden tanımlıyor. Bu yönüyle New Lines, hem bölgesel kırılma istasyonlarını hem de küresel teknoloji-kurumsal değişim eksenlerini aynı çerçevede akıl süzgecinden geçiriyor.
RAND Corporation
Polish Armed Forces Modernization: A New Cornerstone of European Security?
Polonya’nın son yıllarda hız kazanan askeri modernizasyon süreci, yalnızca ulusal güvenlik değil, Avrupa savunma mimarisi açısından da yeni bir mihenk taşı olarak değerlendiriliyor. Bu rapor, Varşova’nın modern silah sistemleri, lojistik altyapı ve savunma sanayii yatırımlarının AB ve NATO içinde nasıl konumlandığını ele alıyor. Almanya’nın zaman zaman ikircikli tutumu ve Fransa’nın stratejik özerklik vizyonuna karşı Polonya’nın “transatlantik sağlamcı” pozisyonu dikkat çekici.
Bu kapsamlı çalışma, deniz tabanı güvenliğinin sadece çevresel değil aynı zamanda stratejik bir mesele haline geldiğini ortaya koyuyor. ABD Sahil Güvenlik Kuvvetleri’nin denizaltı kabloları, kritik altyapı ve yeni deniz teknolojileri karşısında nasıl bir modernizasyon geçirmesi gerektiği tartışılıyor. Siber tehditlerin deniz güvenliğiyle kesiştiği yeni dönemde, kurumların işlevsel sınırları yeniden çiziliyor.
Measuring the Reach of Russia’s Propaganda in the Russia-Ukraine War
RAND, bu analizde Rusya’nın bilgi savaşındaki propaganda etkisini somut metriklerle ölçmeye çalışıyor. Hem sosyal medya hem geleneksel medya kanallarında dezenformasyonun ne kadar yayıldığı, hangi ülkelerde daha çok karşılık bulduğu gibi unsurlar incelenmiş. Bulgular, Batı toplumlarında bağışıklık kazanılsa da küresel Güney’de Rus anlatısının hâlâ etkili olduğunu gösteriyor.
Bu rapor, Çin’in Ukrayna Savaşı’ndan çıkardığı askeri ve stratejik dersleri değerlendiriyor. Özellikle “hibrit savaş” modeline olan ilgisi dikkat çekiyor. Çin, konvansiyonel gücü dijital manipülasyon, ekonomik baskı ve sivil altyapıların hedef alınmasıyla birleştiren yeni nesil bir stratejiyi test ediyor. Tayvan senaryosu için bu yaklaşımın nasıl uyarlanabileceği inceleniyor.
Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa entegrasyonunun hem hızlandırıcısı hem kırılganlık testine dönüşmüş durumda. RAND, kıta Avrupa’sında kuzey-güney ve doğu-batı hattında oluşan yeni fay hatlarını analiz ediyor. Ortak savunma projelerinde ilerleme gözlense de siyasi vizyon eksikliği, bu yeniden inşa sürecini kalıcı bir dönüşüm haline getiremeyebilir.
Why the United States, South Korea, and Japan Must Cooperate on Shipbuilding
RAND bu analizde, deniz gücünün stratejik rekabette yeniden merkezi rol oynadığını ve ABD, Güney Kore ile Japonya’nın tersane kapasitesi, inovasyon ve tedarik zinciri entegrasyonu açısından ortak hareket etmesi gerektiğini savunuyor. Çin’in gemi inşa sektöründeki dominant pozisyonuna karşı Batı’nın etkili bir yanıtı hâlen şekillenmiş değil.
Wagner isyanı sonrası Rus paralı güçlerinin Afrika’daki pozisyonu büyük ölçüde yeniden tanımlanıyor. Bu çalışma, Libya, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerde hem güvenlik hem ekonomik çıkarların nasıl yeniden şekillendiğini inceliyor. Yeni dönemde Kremlin’in bu grupları daha doğrudan kontrol altına alarak jeopolitik kaldıraç olarak kullandığı vurgulanıyor.
RAND Mayıs Odak Noktası:
RAND’in Mayıs ayı analizleri, küresel güvenlik ortamının çok katmanlı dönüşümünü ortaya koyan geniş kapsamlı bir stratejik zihin haritası sunuyor. Öncelikle Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa’nın bütünleşmesi kadar bölünme risklerini de tetikliyor. Polonya’nın savunma modernizasyonu, AB’nin doğusunda yeni bir güvenlik mimarisi kurma potansiyelini gösterirken; Çin’in bu savaştan hibrit savaş dersleri çıkarması Asya’da yeni bir gerilim zeminini işaret ediyor. RAND ayrıca, Afrika’da vekâlet savaşlarının kurumsal biçimlere evrildiğini ve ABD’nin deniz gücü, siber savunma ve yapısal koordinasyon alanlarında acil modernizasyona ihtiyaç duyduğunu öne çıkarıyor. Tüm bu başlıklar, RAND’in bu ay jeopolitik kırılma alanlarını erken uyarı sistemi gibi işlediğini gösteriyor.
SIPRI (Stockholm International Peace Research Institute)
Bu rapor, Avrupa Birliği’nin yapay zekânın askeri kullanımı konusunda geliştirdiği güven artırıcı tedbirleri inceleyerek, uluslararası güvenlik mimarisinde bu teknolojilerin yol açabileceği stratejik belirsizlikleri nasıl yönettiğine odaklanıyor. SIPRI’ye göre, AB’nin şeffaflık, standart geliştirme ve norm inşası girişimleri, yapay zekâya dair tehdit algılarını azaltmak ve güven tesis etmek için model teşkil edebilir. Rapor, özellikle veri paylaşımı, algoritmik karar alma süreçleri ve kriz yönetiminde insan denetimi konularında net kurallar oluşturmanın önemini vurguluyor. Bu çerçevede, askeri yapay zekâda küresel düzenlemelere zemin hazırlayabilecek bir “Avrupa yaklaşımı”nın filizlenmekte olduğu ifade ediliyor.
SIPRI Map of Multilateral Peace Operations, 2025
Bu yayında SIPRI, küresel ölçekte yürütülen çok taraflı barış operasyonlarının güncel durumunu hem nicel hem de nitel verilerle ortaya koyuyor. 2025 itibariyle Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği ve bölgesel örgütler öncülüğünde yürütülen barış misyonlarının sayısında belirgin bir azalma gözlemleniyor. Rapor, bu düşüşün nedenleri arasında Batılı aktörlerin bölgesel angajmandan çekilmesi, finansman eksikliği ve artan yerel meşruiyet krizlerine işaret ediyor. Ayrıca yeni güvenlik tehditleri—iklim kaynaklı çatışmalar, hibrit savaşlar ve devlet dışı aktörlerin yükselişi—barış operasyonlarının klasik çerçevesini aşındırıyor. SIPRI bu harita üzerinden, barış inşasının kriz yönetimi değil, çok boyutlu bir siyasal süreç olarak yeniden düşünülmesi gerektiğini vurguluyor.
SIPRI Mayıs Odak Noktası:
Bu ay SIPRI, geleneksel güvenlik analizinden daha fazlasını yaparak, hem teknolojik dönüşümün (özellikle yapay zekânın) hem de klasik çok taraflı güvenlik araçlarının (barış operasyonları) geçirdiği evrimi birlikte değerlendirdi. Zihinsel hat şu yönde ilerliyor: Yeni teknolojilerle şekillenen tehdit ortamı, geleneksel kontrol ve müdahale mekanizmalarının yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. Hem AI hem de barış operasyonları raporlarında ortak vurgu, meşruiyetin sadece hukukla değil, güven, norm inşası ve siyasi kapsayıcılıkla kurulabileceği yönünde.
Stiftung Wissenschaft und Politik (SWP)
Turkish Techno-Nationalism: The Political Logic Behind Turkey’s Digital Sovereignty Agenda
Bu yazı, Türkiye’nin dijital egemenlik stratejisini sadece teknik kapasite artırımı değil, aynı zamanda siyasi ve ideolojik bir araç olarak okuyor. Hükumetin teknoloji politikalarını, Batı ile mesafeyi artırırken içeride güvenlikçi bir milli egemenlik söylemiyle birleştirdiği belirtiliyor. SWP, Türkiye’nin dijital altyapı tercihlerinin Çin ile ilişkilerden ziyade, stratejik otonomi arzusuyla bağlantılı olduğunu vurguluyor.
Indiens Pakistan-Dilemma: Ein strategisches Gleichgewicht ohne Gesprächskanal
Yeni Delhi’nin Pakistan’la ilişkilerinde askeri caydırıcılığa dayalı bir denge politikası benimsediği, fakat diyaloğun neredeyse tamamen ortadan kalktığı aktarılıyor. SWP, bu diyaloğun eksikliğinin kriz durumlarında hızlı tırmanma riskini artırdığını, ayrıca Hindistan’ın Batı ile olan ilişkilerinde bu sert çizginin ikincil sonuçlar doğurabileceğini not ediyor.
Mexico’s Security-shoring Strategy: Realist Adaptation or Risky Dependency?
Meksika’nın kuzey bölgelerinde tedarik zinciri güvenliğini sağlama çabaları, ülkenin ABD’ye stratejik bağımlılığını artırırken, SWP bunu “güvenlik-shoring” olarak kavramsallaştırıyor. Ancak bu yaklaşım, yerel siyasi reformlar ve toplumsal güvenlik alanında sınırlı ilerleme sağladığı için sürdürülebilirlik açısından kırılgan bir yapı sunuyor.
Germany’s European Policy After the Turning Point: Between Pressure and Inertia
Berlin’in AB politikasında Ukrayna savaşı sonrası yeni yönelimler tartışılıyor. Almanya’nın daha proaktif olma baskısına rağmen yapısal tereddütler devam ediyor. SWP, bu ikilemin AB bütünlüğünü zayıflatabileceği ve Almanya’nın güvenlik mimarisi içinde liderlik iddiasını sınırlayabileceği uyarısında bulunuyor.
Polens Sicherheitspolitik in der Zeitenwende: Konfrontation, Kapazitäten, Koalitionen
Polonya’nın güvenlik stratejisindeki dönüşümün, sadece askeri harcamalarla değil, NATO içi ittifaklar ve AB düzeyinde kurumsal entegrasyonla desteklendiği gösteriliyor. Polonya’nın dış politikası, doğrudan konfrontasyon stratejisini benimserken, Almanya ile ilişkilerde artan gerginlik vurgulanıyor.
Russian Nuclear Weapons in Space: Strategic Signal or Technical Bluff?
Rusya’nın uzaya nükleer kapasite yerleştirme iddiası teknik açıdan sorgulanıyor. SWP, bu söylemin büyük oranda stratejik caydırıcılık amacıyla yapıldığını; ancak uzay güvenliği normlarını istikrarsızlaştırıcı potansiyele sahip olduğunu belirtiyor.
Neue Atomgespräche mit Iran: Erwartungen realistisch justieren
İran’la nükleer müzakerelerin yeniden başlatılma olasılığı, realist beklentilerle ele alınıyor. SWP, ABD’nin iç siyasi dengeleri ve İran’ın bölgesel hesapları göz önünde bulundurulduğunda, kapsamlı bir anlaşma yerine adım-adım bir süreç öneriyor.
Chile als Rohstoffpartner: Zwischen Wertschöpfung und Wettbewerb
Avrupa’nın kritik maden tedariki için Şili ile işbirliğine odaklanan bu yazı, ortaklıkta çevresel, sosyal ve ekonomik dengenin sağlanmasının sürdürülebilirlik açısından kritik olduğunu vurguluyor. SWP, Avrupa’nın değer odaklı dış politikasını maden sektöründe sınanabilir görüyor.
Turkey’s Path to Autocracy: Strategic Silence and Institutional Erosion
Türkiye’deki kurumsal gerileme ve demokratik zayıflama süreci detaylandırılıyor. Batı’nın bu sürece karşı stratejik sessizliğinin uzun vadede hem Türkiye’yle ilişkileri hem de AB’nin normatif gücünü aşındırabileceği belirtiliyor. Yazı, özellikle yargı ve medya alanlarındaki dönüşümlere odaklanıyor.
Verlässlichkeit in Partnerschaften: Deutschlands Umgang mit Krisen im Globalen Süden
Bu kapsamlı çalışmada, Almanya’nın Küresel Güney’le kurduğu ortaklıkların kriz zamanlarında ne derece güvenilir olduğu sorgulanıyor. SWP, güvenlik ve kalkınma odaklı işbirliklerinin tutarsızlık gösterdiğini, bu nedenle Berlin’in güven inşa edici bir stratejiye yönelmesi gerektiğini savunuyor.
SWP Mayıs Odak Noktası:
SWP’nin bu ayki analizleri, ülkelerin kritik ekonomik ve güvenlik stratejilerini geliştirme çabalarına ve karşılaştıkları stratejik çıkmazlara odaklandı. Özellikle Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık mücadelesi, Hindistan-Pakistan gerilimlerinin bölgesel etkileri, Almanya ve Polonya’nın Avrupa içindeki zayıflayan stratejik konumları ve Rusya’nın uzayda yeni askeri yeteneklere yönelmesi vurgulandı. SWP, bu konularda Avrupa’nın daha etkili politikalar geliştirmesi gerektiğinin altını çizdi.
IISS (International Institute for Strategic Studies)
The uncertain dividends of AI in the Middle East
IISS, bu analizde yapay zekânın Ortadoğu devletleri tarafından hızla benimsenmesine rağmen, bölgesel güç dengesine, otoriter kontrol yapılarına ve stratejik özerkliğe etkilerinin halen muğlak olduğunu öne sürüyor. Rapor, Körfez ülkelerinin AI yatırımlarının büyük ölçüde ulusal prestij ve gözetim kapasitesini artırmaya dönük olduğunu, fakat sistem entegrasyonu, etik standartlar ve insan kaynağı eksikliği gibi temel zorluklarla karşı karşıya olduğunu vurguluyor. Ayrıca, AI’nin getirdiği teknik avantajlar ile bölgedeki kırılgan siyasal yapılar arasındaki gerilimin istikrarı tehdit edebileceğine dikkat çekiliyor.
Europe’s defence newcomers look to address combat-mass shortfalls
Avrupa’nın doğusundaki ülkeler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından savaş kapasitesi (combat mass) eksikliğini gidermek için yeni adımlar atıyor. IISS, Baltık ve Doğu Avrupa ülkelerinin savunma reformlarıyla sadece daha fazla askerî araç değil, aynı zamanda esnek, modüler ve dijital sistemlere dayalı bir güç projeksiyonu hedeflediğini belirtiyor. Bu ülkeler NATO’nun savunma doktrininde daha aktif ve özerk rol talep ederken, Batı Avrupa’nın geleneksel askeri stratejilerinin yetersiz kaldığı alanlara müdahil olma arzusunu taşıyorlar. Rapor, bu dönüşümün Avrupa savunmasında yeni bir periferik merkez yaratabileceğine işaret ediyor.
Trump’s moment to reform the US intelligence community
Bu yazı, olası ikinci Trump başkanlığı senaryosunda ABD istihbarat kurumlarının ideolojik ve kurumsal olarak nasıl şekillenebileceğini ele alıyor. IISS, Trump’ın önceki dönemindeki istihbaratla yaşadığı çatışmaların ardından, ikinci bir döneminde kurumsal sadakat, kontrol ve “derin devletle hesaplaşma” vurgusunun daha belirginleşebileceğini öne sürüyor. Rapor, bu tür bir reformun kısa vadede başkanlık gücünü artırabileceğini, ancak uzun vadede istihbaratın politikleşmesi riskini doğuracağını belirtiyor.
The US–Ukraine minerals deal: a triumph for Ukrainian diplomacy
Ukrayna ile ABD arasında imzalanan kritik madenler anlaşması, sadece ekonomik değil jeopolitik bir atılım olarak değerlendiriliyor. IISS, bu anlaşmanın Kiev’in sadece askeri değil, stratejik endüstriyel ortaklıklar yoluyla Batı’yla entegrasyonunu derinleştirdiğini belirtiyor. Özellikle lityum ve nadir toprak elementleri gibi madenlerin güvenli tedariki, Avrupa ve ABD için Çin’e olan bağımlılığı azaltma yolunda büyük önem taşıyor. Ukrayna, bu alanda “jeoekonomik arabulucu” pozisyonuna yükseliyor.
Uninhabited integration: the internal-carriage challenge
İnsansız hava araçlarının modern savaş sistemlerine entegre edilmesinde karşılaşılan teknik ve lojistik sorunları ele alan bu analiz, özellikle “gövde içi taşıma” (internal carriage) gibi detaylı mühendislik meselelerinin operasyonel kapasiteyi doğrudan etkilediğini vurguluyor. IISS, modern hava platformlarının görünmezlik ve aerodinamik avantajlarını koruyarak insansız sistemleri taşımakta ciddi tasarım ikilemleri yaşadığını belirtiyor. Bu durum, askeri alanda teknolojik üstünlüğün artık sadece yazılım değil, fiziksel entegrasyon becerisine de bağlı olduğunu ortaya koyuyor.
The Maritime Economy and 21st Century Confrontation
IISS’in kapsamlı raporu, deniz ekonomisinin — enerji, veri kabloları, balıkçılık ve liman altyapıları dahil — 21. yüzyılın stratejik rekabetlerinde ne denli merkezi hâle geldiğini gösteriyor. Çin’in Hint-Pasifik’teki liman yatırımları, Rusya’nın Arktik iddiaları ve Batı’nın deniz altı altyapı güvenliğine dair kaygıları bu dönüşümün parçaları. Rapor, deniz alanlarının artık sadece savaş değil, aynı zamanda altyapı üzerinden kurulan ekonomik baskı ve “stratejik boğulma” taktiklerinin arenası olduğunu öne sürüyor.
The Evolving Dynamics of China’s Middle East and North Africa Strategy: Future Scenarios
Bu detaylı çalışma, Çin’in MENA bölgesindeki ekonomik öncelikli stratejisinin zamanla nasıl siyasal ve güvenlik boyutları kazandığını inceliyor. IISS, Pekin’in “yapıcı tarafsızlık” söylemine rağmen, stratejik altyapı projeleri ve teknoloji aktarımı yoluyla bölgedeki etkisini artırdığını belirtiyor. Rapor, Çin’in İran, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelerde farklı angajman modelleri denediğini ve bunların uzun vadeli güvenlik mimarilerini şekillendirebileceğini vurguluyor. Gelecek senaryoları arasında Çin’in sınırlı ama etkili bir güvenlik oyuncusu hâline gelmesi de yer alıyor.
IISS – Mayıs Odak Noktası:
Bu ay IISS’in stratejik odağı, teknolojik kapasite ile jeopolitik kırılganlık arasındaki etkileşime yoğunlaşıyor. Yapay zekâ, insansız sistemler, nadir madenler ve deniz altyapısı gibi konular, doğrudan devlet gücü ve rekabet stratejileriyle ilişkilendiriliyor. Zihin haritası şu mantıkla ilerliyor: Yeni nesil teknolojik üstünlük sadece sahip olmakla değil, entegrasyon kapasitesi, jeoekonomik diplomasi ve kurumsal reform kabiliyetiyle mümkündür. Aynı zamanda Çin ve Trump gibi sistemik aktörlerin eylemleri üzerinden Batı’nın istihbarat, güvenlik ve müttefiklik düzeninin nasıl evrileceğine dair ciddi uyarılar içeriyor.
German Marshall Fund of the United States (GMF)
Japan as a New Strategic Partner in the Three Seas Initiative: Opportunities and Challenges Ahead
GMF bu yazıda Japonya’nın Orta ve Doğu Avrupa’daki altyapı, enerji ve dijital ağ projelerine katılımını, Batı ittifakı içindeki çok yönlü kapasite inşası arayışının bir parçası olarak ele alıyor. Japonya’nın ekonomik gücü ve Çin karşısında güvenlik temelli angajmanları, Üç Deniz Girişimi’ni sadece bölgesel değil, küresel bir stratejik platforma dönüştürebilir. Ancak Tokyo’nun tarihsel çekingenliği, bölgesel dinamikleri anlama düzeyi ve yatırımın sürdürülebilirliği sorgulanıyor.
Bu yazı, transatlantik ittifakın iki temel sütunu olan ABD ve Birleşik Krallık arasındaki ilişkilerin özellikle Brexit sonrası dönemde daha teknik ve işlevsel, ancak daha az stratejik hale geldiğini savunuyor. GMF, AUKUS ve ekonomik uyum alanlarında ilerleme kaydedilse de, “küresel vizyon ortaklığı”nın aşındığını vurguluyor. Özellikle Çin, enerji geçişi ve savunma tedarik zincirleri gibi alanlarda eşgüdüm ihtiyacı artarken, siyasi liderlik düzeyindeki boşluk dikkat çekici.
EU–Türkiye Defense Cooperation: Why Now—and How Far?
GMF bu analizde, AB’nin savunma projelerinde Türkiye ile iş birliği arayışını pragmatik gerekçelere dayandırıyor: NATO içi görev paylaşımı, savunma sanayii tedarik zincirlerinin esnekleştirilmesi ve güney kanattaki güvenlik açıkları. Ancak derin stratejik uyum yerine teknik işlevsellik öne çıkıyor. Rapor, savunma entegrasyonunun siyasi değil, kapasite ve aciliyet temelli ilerlediğini; Türkiye’nin ise bu süreci Batı’yla bağlarını yeniden çerçeveleme fırsatı olarak gördüğünü vurguluyor.
The US–UK Economic Prosperity Deal
GMF, bu metinde ABD ile İngiltere arasında imzalanan yeni ekonomik anlaşmanın, Atlantik ötesi ticaretin yeniden biçimlenmesinde hem sembolik hem de yapısal bir adım olduğunu belirtiyor. Teknoloji, veri güvenliği ve temiz enerji alanlarında koordinasyon hedeflenirken; anlaşmanın, AB ile rekabet eden yeni norm setleri yaratma potansiyeli olduğu ileri sürülüyor. Ancak GMF, anlaşmanın henüz kapsamlı bir “ticaret rejimi” oluşturmadığını, bunun daha çok “jeoekonomik senkronizasyon” olduğunu belirtiyor.
Germany’s Strategic Reckoning: Finally Ready to Assume Leadership
Bu yazı, Almanya’nın uzun süredir ertelediği stratejik sorumluluk alma sürecine nihayet hazır olduğu izlenimini tartışıyor. “Zeitenwende” ilanından sonra Berlin’in dış politika refleksleri hâlâ çekingen ve bölünmüş. GMF, Almanya’nın liderlik için gerekli kapasiteye sahip olduğunu; ancak zihniyet dönüşümünün hâlâ tamamlanmadığını savunuyor. Savunma harcamaları, Ukrayna politikası ve AB içi yön belirleme açısından Berlin’in önündeki engel, dış faktörlerden çok kendi içsel kararsızlığı.
GMF, bu yorumda NATO dışı, gönüllülük temelli mini-koalisyonların (örneğin Baltık ülkeleri, İngiltere, Polonya merkezli yapılar) yeni güvenlik krizlerine daha çevik tepki verebildiğini savunuyor. Bu yapılar, geleneksel kurumların yavaşlığını aşarken, aynı zamanda Batı güvenlik mimarisinde farklı “çekirdekler” yaratıyor. Yazıya göre bu eğilim, hem fırsat hem de risk barındırıyor: Kurumsal bölünme mi, yoksa çok katmanlı esneklik mi?
China’s Chokehold on Critical Minerals
GMF bu analizde, Çin’in lityum, kobalt, nadir toprak elementleri gibi hayati madenlerdeki küresel hâkimiyetini bir “jeoekonomik kaldıraç” olarak kullanmaya başladığını vurguluyor. Batılı ülkeler bu bağımlılığı kırmak için tedarik zincirlerini çeşitlendirme ve stratejik stoklama gibi adımlar atıyor. Ancak GMF’ye göre asıl sorun, alternatif arzın ticari değil, jeopolitik koşullara dayanıyor: yani Afrika’daki istikrarsızlık, Latin Amerika’daki Çin etkisi gibi unsurlar Batı’nın elini zayıflatıyor.
The PKK’s Disbandment: One More Step Toward Domestic Peace in Türkiye
Bu analiz, PKK’nın silahlı varlığına son vermesi hâlinde Türkiye’nin iç siyasi ve güvenlik mimarisinin nasıl dönüşeceğini tartışıyor. GMF, böyle bir senaryoda Türk devleti ile Kürt siyasi hareketi arasında daha yumuşak bir geçiş dönemi oluşabileceğini; ancak bunun hem uluslararası meşruiyet inşası hem de iç hukuk reformlarıyla desteklenmesi gerektiğini savunuyor. Kürt sorununun çözümünde sembolik zafer değil, kurumsal adalet ve eşitlik temelinde bir yeni denklem ihtiyacına işaret ediliyor.
GMF Mayıs Odak Noktası:
GMF bu ay, jeostratejik uyum, kurumsal belirsizlik ve jeoekonomik bağımlılık üçgeninde şekillenen bir gündemle karşımıza çıkıyor. Japonya, Türkiye ve Almanya gibi aktörler üzerinden ittifak içi rol dağılımları; ABD–İngiltere ve AB–Türkiye iş birlikleriyle kurumsal senkronizasyon; Çin’in hammadde üzerindeki baskısıyla ise sistem dışı tehditler analiz ediliyor. GMF’nin zihinsel haritası, klasik Batı ittifakının artık sabit kurumsal yapılarla değil, esnek mini-koalisyonlar, norm üretimi ve stratejik çeşitlendirme ile ayakta kalabileceğini öne sürüyor. Bu da hem güvenlik hem ekonomik iş birliklerinde “tek merkezli yapı”dan uzaklaşan bir Batı vizyonuna işaret ediyor.
Finnish Institute of International Affairs (FIIA)
FIIA, bu raporunda Fransa’nın Avrupa siyasetindeki liderlik iddiasını tarihsel ve yapısal sınırlılıklarla birlikte ele alıyor. Macron’un stratejik özerklik çağrıları, Berlin’in tereddütleri karşısında cesur görünse de, Fransa’nın liderliği iç siyasal kırılganlık, NATO karşısındaki pozisyonu ve AB’nin kurumsal dengeleri nedeniyle sınırlı kalıyor. Rapora göre, Fransa’nın liderliği ancak Almanya ile uyum içinde ve Doğu Avrupa hassasiyetlerini dikkate alan bir ittifak mantığına oturursa mümkün olabilir. Aksi hâlde Fransa’nın pozisyonu, bir vizyon üreticisi olmaktan ziyade bölgesel bir güç arayışı olarak kalabilir.
FIIA, bu çalışmada NATO’nun Afganistan’daki ISAF misyonunu “risk toplumu” teorisiyle birlikte değerlendiriyor. Rapora göre Batı, riskleri teknik olarak yönetilebilir gördüğü için uzun vadeli siyasal dönüşüm hedeflerini göz ardı etti. NATO’nun Afganistan’daki başarısızlığı, sadece askeri veya lojistik bir mesele değil; stratejik amaçların yerelleşmemesi ve uluslararası yapıların kendi normatif iddialarıyla çelişmesi üzerinden okunuyor. Bu analiz, liberal müdahaleciliğin kriz yönetimi ile devlet inşası arasındaki gerilimini yeniden düşünmeye çağırıyor.
Bu rapor, NATO’nun Ortadoğu’ya yönelik sınırlı ama sürekli angajmanını analiz ediyor. NATO’nun bölgedeki rolü doğrudan askeri müdahale değil, kapasite inşası, istihbarat paylaşımı ve bölgesel ortaklıklar üzerinden şekilleniyor. FIIA, ittifakın bölgeye dair stratejik vizyonunun hâlâ dağınık olduğunu; özellikle ABD’nin odak kaybı ve Avrupa üyelerinin ilgisizliği nedeniyle net bir çerçevenin oluşmadığını belirtiyor. Rapora göre, NATO için Ortadoğu birincil değil ama kaçınılmaz bir ikinci cephe olarak kalmaya devam edecek.
Coalitions of the willing within the EU
Bu analiz, AB içinde farklı konularda gönüllülük esasına dayalı esnek koalisyonların (örneğin savunma, göç, dış politika alanlarında) yükselişini ele alıyor. FIIA, bu yapıları bir tür işlevsel pragmatizm olarak değerlendiriyor: Ortak iradenin eksik olduğu alanlarda, motive ülkeler inisiyatif alarak ilerliyor. Ancak bu durumun AB’nin bütünlüğünü zayıflatma riski de var. Rapor, özellikle Almanya ve Fransa gibi lider ülkelerin bu koalisyonları kurumsal AB yapısıyla uyumlu kılma sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini savunuyor.
FIIA Mayıs Odak Noktası:
FIIA bu ay, Avrupa liderliği, NATO stratejisi ve kurumsal dönüşüm konularında net bir düşünsel hat izliyor: Batı’nın kolektif eylem kapasitesi yalnızca niyet değil, yapısal uyum, yerel gerçeklikler ve normatif tutarlılık gerektirir.Fransa’nın liderlik iddiası, NATO’nun başarısız müdahaleleri, Ortadoğu’ya yönelik stratejik dağınıklık ve AB içindeki koalisyonlaşma eğilimleri hep aynı soruya bağlanıyor: Batı, sadece hedef değil, anlamlı bir yön ve araç da belirleyebiliyor mu? Bu sorgulama, FIIA’nın kurumsal derinliğini ve analitik tutarlılığını bu ay özel olarak görünür kılıyor.
Sonuç:
Mayıs 2025’in düşünsel çıktıları, dünya siyasetinde sistemik dönüşümün hâlâ belirsizliklerle dolu bir yolda ilerlediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Analizler, mevcut uluslararası düzenin kriz yönetimi kapasitesinin aşındığını, ancak buna karşılık siyasi karar vericilerin hâlâ alışıldık reflekslerle hareket ettiğini gösteriyor. Gerek enerji güvenliği gerekse teknolojik üstünlük gibi alanlarda ortaya çıkan “yeni stratejik zorunluluklar”, klasik müttefiklik yapılarının yeniden tanımlanmasını kaçınılmaz kılıyor. Buna ek olarak, özellikle Avrupa’nın normatif iddialar ile jeopolitik gerçeklik arasında giderek artan bir ikilem yaşadığı, Asya ve Afrika gibi sahalarda ise çok aktörlü ama yönsüz bir güç rekabetinin derinleştiği dikkat çekiyor.
Bu bağlamda, düşünce kuruluşlarının katkısı, yalnızca bilgi üretmek değil, aynı zamanda küresel siyasal aklın kendisini yeniden inşa etmesine rehberlik etmek şeklinde anlam kazanıyor. Ancak bu potansiyel, yalnızca eleştirel derinlik ve stratejik öngörüyle birleştiğinde, karar vericiler için gerçek bir eylem kapasitesine dönüşebilir. Mayıs 2025’in genel görünümü, stratejik pusulaların yeniden kalibre edilmesi gereken bir dönemin içinden geçtiğimizi teyit ediyor.
Vaktiniz ve dikkatiniz için şükranlarımı sunarım.
Görüş ve değerlendirmeleriniz her zaman dikkatle ve memnuniyetle karşılanır. Bir sonraki sayımızda buluşmak üzere.


